Tarihsel materyalizm konferansının Türkiye’deki üçüncü ayağı geçtiğimiz hafta İstanbul’da yapıldı. Dünyanın çeşitli yerlerinden etkinliğe katılan konuşmacılar ‘Felaketten mücadeleye: Savaşlar ve yıkımlar çağında kapitalizmi yeniden düşünmek’ başlığı altında çeşitli sunumlar yaptı, tartışmalar yürüttü. İran, Filistin ve Ürdün’den katılımcılar savaş koşulları nedeniyle katılamadıkları için online katkı sundu.
Dolu dolu geçen tartışma maratonunun ardından etkinliğin yankısını ve detaylarını değerlendirmek üzere ‘Historical Materialism’ (HM) yani ‘Tarihsel Materyalizm’in Organizasyon Kurulundan Akademisyen Coşku Çelik ve Ali Yalçın Göymen ile HM’nin Türkiye ayağına dair detayları konuştuk.
‘Akademide uluslararası bir dayanışma yaratmak’
HM hangi bağlamda ortaya çıktı ve kuruluş sürecinde sizi harekete geçiren temel ihtiyaç neydi?
Ali Yalçın Göymen: Historical Materialism (HM) 1997 yılında Londra merkezli kurulmuş Marksist bir bilimsel dergi. 2003 yılından bu yana da her yıl Londra’da düzenli olarak bilimsel bir konferans düzenliyorlar ve bu yıl 2026 kasımında 23’üncüsünü gerçekleştirecekler. Biz de 2016’nın sonundan bu yana Türkiye’de, Marksist entelektüeller olarak, uluslararası Marksist tartışmaları buraya taşımak, bu tartışmaları yürüten hem yurt dışından hem Türkiye’den araştırmacıları bir araya getirmek ve uluslararası bir dayanışma yaratmak -özellikle bu konferansı düzenleme fikrinin ilk ortaya çıktığı dönemdeki olağanüstü halin etkilerini dağıtacak bir sosyal ortam oluşturmak- amacıyla yola çıktık.
HM kendisini nasıl bir platform olarak tanımlıyor ve tarihsel materyalizmi bu çerçevede nasıl konumlandırıyor?
Coşku Çelik: Tarihsel materyalizm konferanslarını tek bir çizgide duran bir platform gibi görmek doğru olmaz. Daha çok Marksizmin farklı yorumlarının bir araya geldiği, tartışıldığı açık bir zemin diyebiliriz. Marksizm içinde altyapı-üstyapı, yapı-özne, nesnellik-bilinç gibi temel meselelerde oldukça farklı yaklaşımlar var. Bu da doğal olarak devlet, sınıf mücadelesi, sermaye birikimi gibi konularda farklı perspektifler ortaya çıkarıyor. Aynı şekilde bu tartışmaların ırk, toplumsal cinsiyet ve ekolojiyle kesişimi de farklı biçimlerde ele alınıyor. HM’nin en güçlü tarafı, tam da bu çoğulluğa ev sahipliği yapabilmesi.
Göymen: HM, uluslararası ve sekter olmayan Marksist entelektüellerin bir araya geldiği akademik bir platform. Marksizmi, neoliberal kapitalizmi analiz etmenin ve aşmanın en güçlü entelektüel aracı olarak tanımlıyoruz. Akademik performans baskısına ve sosyal bilimlere biçilen sınırlı rolü aşmaya yönelik cepheler açıyor; izole edilen araştırmacıları bir araya getiriyor; tartışmayı, karşılaşmayı ve yoldaşça eleştiriyi örgütlüyor. Ayrıca bu bilgi üretimini akademi dışına çıkarmanın, işçi mücadeleleri ve sosyal hareketlerle doğrudan temas noktaları kurmanın yollarını arıyoruz.
‘Yerel ile küresel arasında diyalektik bir fikir alışverişi’
Atina, İstanbul ve Londra arasında kurduğunuz ilişkiyi nasıl tarif edersiniz? Bu üç kenti bir araya getiren ortak zemin nedir?
Göymen: Londra’daki HM konferansı son yıllarda 1500 delegenin üzerinde katılımla küresel bir platforma dönüştü. Bunun yanında bölgesel eşlenik konferanslar da var: Kuzey Amerika’da New York, Toronto, Montreal; Avustralya’da Sydney ve Melbourne; Hindistan’da Yeni Delhi; Doğu Avrupa’da Cluj ve Ljubljana; Batı Avrupa’da Barcelona ve Paris. Yakında Latin Amerika’da Rio de Janeiro’da da geniş katılımlı bir konferans düzenlenecek.
Biz de Akdeniz çevresinde Atina ile birlikte, birer yıl arayla HM konferanslarını gerçekleştiriyoruz. 2019’dan bu yana bu ilişki ağını geliştiriyoruz. ‘Yalnızca açıklamak değil, dönüştürmek’
İstanbul’daki etkinliğin ana teması neydi ve programı oluştururken hangi başlıkları önceliklendirdiniz?
Çelik: Ana temayı “Felaketten mücadeleye: Savaşlar ve afetler ortasında kapitalizmi yeniden düşünmek” olarak belirledik. Çıkış noktamız şuydu: Son yıllarda sürekli krizlerden bahsediliyor –gıda, iklim, sağlık, enerji, jeopolitik… Bunların birbirine bağlı olduğunu söylemek önemli ama yeterli değil. Çoğu çerçeve sadece krizlerin nasıl göründüğünü anlatıyor, neden ortaya çıktıklarını değil. Sanki bunlar talihsiz rastlantılar (salgın, savaş, iklim şoku) gibi ele alınıyor. Oysa biz bunun ötesine geçmek gerektiğini düşündük. Yaşadığımız şey, küresel kapitalizmin yapısal çelişkilerinden doğan, tarihsel olarak özgül bir toplumsal yeniden üretim krizi. Bu kriz özellikle Küresel Güney’de, emek ve doğanın sömürüsü ve mülksüzleştirilmesi üzerinden sürekli yeniden üretiliyor. Dolayısıyla bu felaketler, savaşlar ve krizler bize sadece dünyayı yeniden tanımlama ihtiyacını değil, aynı zamanda onu değiştirme gerekliliğini hatırlatıyor. Diyalektiğin amacı da bu: Yalnızca açıklamak değil, dönüştürmek. Bu tema etrafında mücadeleyi nasıl yeniden düşünebileceğimizi merkeze koyduk.
Programı oluştururken bu çerçeveyi farklı alanlara yaydık: Marksizm, din ve kültür; ekoloji, gıda ve tarım; Marksizm ve teknoloji; savaş, sermaye ve hukuk; ırk, toplumsal cinsiyet ve toplumsal yeniden üretim; faşizm ve otoriterlik üzerine Marksist teoriler; eleştirel politik ekonomi ve Marksist felsefenin sınırlarını genişleten çalışmalar.
Göymen: Tüm bu konferans serilerinin ortak teması kapitalizm ve onun nasıl aşılacağı sorusu. Sermaye sınıflarının gücü arttıkça, kapitalizmin güncel mutasyonlarının eleştirisi ve bunlara yanıt üretme refleksi güçleniyor. Bu yıl felaket ve savaş rejimlerini gündeme taşıdık, ancak bunlara karşı mücadelenin imkan ve biçimlerini de tartışmaya açtık. Ayrıca Marksist felsefenin sınırlarını genişleten, ekolojiyi gıda güvenliği ve tarım açısından değerlendiren, teknolojik dönüşümün politik ekonomisini kavrayan, ırk, cinsiyet ve toplumsal yeniden üretimi tartışan, din olgusunu Marksist açıdan inceleyen tebliğlere yer verdik.
Savaşlar ve ekonomik zorluklar nedeniyle birçok katılımcı gelişini iptal etmek zorunda kalsa da ilk iki konferansın katılımcı sayısına ulaştık. Konuşmacıları tematik olarak yan yana getirmeye, cinsiyet, yaş ve kurum gibi hiyerarşi yaratacak unsurları bertaraf etmeye çalıştık. Her panelin en az 30 dakikasını tartışmaya ayırdık. Kaydolan herkesi dinleyici-konuşmacı ikiliğinin ötesinde katılımcı olarak gördük. Sosyal ortamı güçlendirerek kimseyi geride bırakmadan bir kolektifin parçası olma hissini yaratmaya özen gösterdik. Koridorlarda kafa kafaya verilen yürüyüşler, yeni sorular, yanıt arayışları, e-posta alışverişleri, birlikte içilen çaylar ve yenen yemekler… Düşlediğimiz dünyanın havasını birkaç günlüğüne de olsa teneffüs etme fırsatını birbirimize yaşattık.
Birlikte düşünmenin mümkün olduğu bir etkileşim
Etkinlikte öne çıkan tartışma eksenleri nelerdi ve katılımcılar arasında nasıl bir etkileşim oluştu?
Göymen: Teorik tartışmalar hiç olmadığı kadar politize oldu. Genelde üç farklı oryantasyon kendine yer bulur: Hegelci Marksistler, Spinozacılar ve Eleştirel Teorisyenler. Her zaman aynı panelde yan yana gelmeleri mümkün olmasa da Marx’ın mirası üzerine canlı tartışmalar yürüttük. Batı Marksizmi, diyalektik, yabancılaşma, hegemonya ve enternasyonalizmin bugünkü anlamı üzerine de yoğun tartışmalar yaşandı. Güncel konjonktürün yıkıcı talepleri doğrultusunda yeni sözler söylendi, özgürleşmeci ve dayanışmacı bir ruh tartışmalara hakim oldu.
Çelik: Konferansı krizleri tek tek değil, aralarındaki ilişkilerle birlikte düşünmek üzerine kurduğumuz için bu durum tartışma eksenlerine doğrudan yansıdı. Ben daha çok ekoloji politik, ekonomi politik ve ırk-sınıf-toplumsal yeniden üretim oturumlarını takip ettim. Her alanda içerik beklentilerimizin ötesinde bir zenginlik vardı.
Özellikle panellerde (ilk gün “küresel kapitalizme güneyden yaklaşımlar”, ikinci gün “ekoloji, sosyalizm ve planlama”, son gün “kapitalizmin savaşları ve direniş”) birbirine göz kırpan bir bütünlük oluştu. Bu, Marksizmin bütüncül yönteminin gücünü gösteriyor. Bugün küresel kapitalizmi toprak gaspları ve ekolojik tahribattan, ekolojik yıkımı savaşlardan ve jeopolitik süreçlerden bağımsız düşünemeyiz. Toplumsal yeniden üretim krizi, iklim krizi ve savaşlar arasındaki bağ, farklı oturumlar takip edildikçe net biçimde ortaya çıktı. Katılımcılar bu bağlantıları sürekli tartıştı, birbirlerinin çalışmalarına atıfta bulundu. Sadece sunum yapılan değil, gerçekten birlikte düşünmenin mümkün olduğu bir etkileşim vardı.
Marx’ın haklılığı; tarihsel materyalizmin güncelliği
Bu etkinliğin somut çıktıları ve HM’nin gelecekteki yönelimleri açısından nasıl bir anlamı var?
Çelik: En önemli çıktılardan biri, kurmaya çalıştığımız tartışma hattının karşılık bulduğunu görmek oldu. Savaşların, yükselen otoriter rejimlerin ve artan baskı ortamlarının ortasında bu tür eleştirel tartışmalara duyulan ilginin bu kadar güçlü olması çok şey söylüyor: İnsanlar sadece olan biteni anlamaya değil, alternatifleri düşünmeye de ciddi ihtiyaç duyuyor. Bu tür karşılaşmalar, mevcut tartışmaları derinleştirmenin yanı sıra yeni araştırma gündemlerinin önünü açıyor. Özellikle ekoloji, toplumsal yeniden üretim, savaş ve otoriterlik gibi başlıkların önümüzdeki dönemde daha da merkezi hale geleceğini düşünüyorum. Bu etkinlik, HM’nin yönelimine dair güçlü ipuçları sundu.
Göymen: HM İstanbul 2026 konferansı bize Marx’ın haklılığını, tarihsel materyalizmin güncelliğini ve düşünsel kudretini deneyimleten bir etkinlik oldu. Marksist perspektiften ülkenin ve dünyanın sorunlarını tartışan insanlara alan açmaya ve onları bir araya getirmeye devam etmek istiyoruz. HM İstanbul bitmiş, tamamlanmış bir şey değil; anlık tablolar sunmakla birlikte evrilen bir organizasyon. Kendisi mücadele ürünü olduğu gibi mücadele alanı da üreten bir yapı. Hem yurt içinden hem yurt dışından dostlarımızı bu ucu açık ortaklığa inanmaya, bizimle -gerekirse eleştirel bir şekilde- yan yana gelmeye davet etmeye devam edeceğiz.
Söyleşi, 15 Nisan 2026 tarihinde evrensel.net‘te yayımlanmıştır.

