Küresel Kuzey’de emek rejimlerinin neoliberal dönüşümünü inceleyen çalışmalar, güvencesizleşme ve esnekleşmeyi ağırlıkla standart istihdamdan standart-dışı istihdama geçiş olarak kavramsallaştırmıştır. Buna göre standart istihdam, 20. yüzyılda refah devleti tarafından kurumsallaştırılan; tam zamanlı, belirsiz süreli ve sürekli sözleşmeye dayanan, düzenli çalışma saatleri ile sosyal hakları içeren bir emek rejimidir. Neoliberal yeniden yapılanma süreciyle birlikte bu model çözülmüş; sözleşmeye dayalı iki taraflı istihdam ilişkisi, standartlaştırılmış çalışma zamanı ve süreklilik gibi temel nitelikler aşınmıştır. Bunun sonucunda bireyselleştirilmiş, yarı zamanlı, geçici, mevsimlik, çağrı üzerine, düzensiz saatli, kendi hesabına ya da kayıt dışı çalışma gibi heterojen istihdam biçimleri yaygınlaşmıştır. Dolayısıyla bu ayrım, tam zamanlı ve sürekli istihdam normunun dışında kalan tüm esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerini standart-dışı istihdam başlığı altında toplar.
∗∗∗
Geçtiğimiz onyıllarda bu ayrım, dünya genelinde emek çalışmaları literatüründe ve emek politikalarına yönelik tartışma ve önerilerde sıkça başvurulan temel bir analitik çerçeve hâline gelmiştir. Ancak ilgili yazında “standart” olarak tanımlanan istihdam biçimi, coğrafi, tarihsel ve demografik bakımdan son derece sınırlıdır. Nitekim “standart” istihdam, dünyanın yalnızca sınırlı bir coğrafyasını (Kuzey Amerika ve Batı Avrupa), kapitalizmin sınırlı bir tarihsel kesitini (İkinci Dünya Savaşı’ndan 1980’lerin başına kadar) ve ağırlıkla beyaz erkek işgücünü kapsamaktadır. Söz konusu “standart”a, günümüz küresel işgücünün çoğunluğu olan neoliberalizmle birlikte toprağından koparılmış ve işçileşmiş geçimlik üreticiler, beyaz olmayan işgücü ve kadınlar zaten dâhil değildir, hiç olmamıştır.
∗∗∗
Dahası, bu bir tesadüf de değildir. Silvia Federici’nin ifade ettiği gibi, kadınlar fabrikalara, geleneksel anlamda “fabrika” çözülmeye başlarken girmiştir. Yalnızca kadınlar da değil; yukarıda sayılan beyaz, erkek ve/ya Kuzeyli olmayan işgücü de ücretli emeğe, tam da ücretli emeğin güvencesizleştiği, ona bağlı hak ve kazanımların ortadan kalktığı ve ücretlerin gerilediği bir tarihsel uğrakta dâhil olmuştur. Yani tabiri caizse, yıkılmakta olan bir binaya girmiştir. Aslında kapitalist sınıfın ücretli emeğin kapılarını bu kesimlere açmasının tesadüf olmadığı açıktır. Kadınlar, beyaz olmayanlar ve toprağından yeni koparılmış tarımsal üreticiler, kapitalizmin krizini aşmasında işlev gören ucuz emek gücünü oluşturmuştur. Standartları da başlangıçtan itibaren standart-dışı olmuştur. Bu standart-dışılıkta paylarına düşen ise çoğunlukla enformellik olmuştur.
Küresel Güney’de enformalite, geçişsel bir süreç değil, kapitalist birikimin kurucu bir unsurudur. Enformel emek rejimi, tekil devletlerin düzenleyici rollerine dair dönemsel başarısızlıkları yansıtmaktan ziyade, son derece heterojen emekçi nüfusların sömürüsüne dayanan küresel kapitalizmin emrinde, devlet politikaları ve birikim stratejileri aracılığıyla aktif biçimde üretilmektedir. Jairus Banaji’nin kapitalizmin tekil ve homojen bir emek rejimine değil; tarihsel olarak bir arada var olan, eşzamanlı ve hiyerarşik biçimde eklemlenmiş çoklu emek ve sömürü biçimlerine yapısal olarak dayandığına ilişkin çözümlemesiyle birlikte düşünüldüğünde, enformalite 2020’lerin çoklu kriz koşullarında kapitalist birikimin dışsal ya da geçici bir alanı olarak değil, süreklilik arz eden bir birikim momenti olarak kavranabilir. Bu çerçevede çoğu zaman kapitalizmin “asli” alanının dışında konumlandırılan ve ikincil gösterilen enformellik, kapitalist birikimin marjında değil, merkezinde yer almaktadır.
∗∗∗
Bugün Küresel Kuzey’de yoğunlaşan enerji ve maden sermayesinin, tarım-gıda tekellerinin, giyim ve konfeksiyon devlerinin ve savunma sanayiinin sürekli birikiminin hiyerarşik olarak en altında; ancak stratejik olarak merkezinde, çoğunluğu kadın, göçmen ve çocuklardan oluşan enformel işçiler durmaktadır. Örneğin yakın zamanda yayımlanan bir haberin ortaya koyduğu üzere[1], savaşın ve yıkımın gündelik bir gerçeklik hâline geldiği çatışma bölgelerinde çocuklar ve yoksul aileler hayatta kalabilmek için moloz yığınları arasından hurda metal toplamaya zorlanmaktadır. Son derece düşük bedellerle el değiştiren bu hurda, izlenebilirliği zayıf ve büyük ölçüde enformel tedarik zincirleri aracılığıyla Türkiye’de hızla büyüyen geri dönüştürülmüş çelik üretimine dâhil olmakta; böylece savaş bölgelerinde çocuk emeğiyle toplanan metal, küresel pazarlara ihraç edilen sanayi ürünlerinin görünmez bir girdisi hâline gelmektedir. Bu süreç, savaş, yoksulluk ve zorunlu göç koşullarında değersizleştirilen çocuk emeğinin küresel sanayi birikiminin marjında değil, tam da merkezinde işlev gördüğünü; enformel, güvencesiz ve “ikincil” addedilen emek biçimlerinin kapitalist birikimin sürekliliği açısından nasıl stratejik bir rol üstlendiğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.
∗∗∗
Enformellik, kapitalist birikim açısından öylesine kurucu bir öneme sahiptir ki, gerekli görülen durumlarda enformel emek ilişkilerinin devlet eliyle formelleştirilmesine yönelik politikalar da devreye sokulabilmektedir. Bu çerçevede MESEM, yalnızca enformelliği değil, aynı zamanda enformelliğin devlet eliyle formelleştirilmesini de ifade etmektedir. Yasal ve kurumsal bir çerçeve içine alınan bu emek rejimi, çocuk emeğini ortadan kaldırmak yerine, onu “eğitim”, “staj” ve “mesleki beceri kazanımı” söylemleriyle yeniden tanımlayarak meşrulaştırmaktadır. Böylece enformel emek ilişkileri, kayıt dışılıkla yasal sınırların dışında bırakılmak yerine, sınırlı haklar, düşük ücretler ve zayıf koruma mekanizmalarıyla kurumsallaştırılmaktadır. Devletin bu süreçte üstlendiği rol, enformel emeği tasfiye etmekten ziyade, onu sermayenin ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden düzenlemek ve sürekliliğini güvence altına almaktır. Bu durum, enformelliğin kapitalist birikim açısından geçici bir sapma değil; aksine formel düzenlemeler yoluyla yeniden üretilen yapısal bir emek rejimi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak enformel emek, kapitalist birikimin dışsal, geçici ya da geride kalmış bir alanı değildir. Tarihsel olarak kurucu, yapısal ve süreklilik arz eden bir emek rejimidir. Küresel Güney’de olduğu kadar Küresel Kuzey’in tedarik zincirlerinin alt basamaklarında da enformellik, istisnai bir sapma değil; kapitalist birikimin krizler aracılığıyla yeniden örgütlenen normudur. Bu bağlamda enformellik, ne yalnızca düzenleyici boşlukların ürünü ne de “formelleşme” ile ortadan kaldırılabilecek geçici bir sorundur. Aksine, devlet politikaları, hukuki düzenlemeler ve eğitim–istihdam söylemleri aracılığıyla sermayenin ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden üretilen yapısal bir emek rejimidir.
∗∗∗
Dolayısıyla enformelliği, kapitalist birikimin marjında işleyen tali bir alan olarak değil; küresel sanayi, enerji, tarım-gıda ve geri dönüşüm zincirlerinin merkezinde yer alan stratejik bir emek rejimi olarak yeniden düşünmek gerekmektedir. Bu yeniden düşünme, yalnızca analitik bir düzeltme değil, aynı zamanda emek politikalarının ve sınıf siyasetinin yönünü belirleyecek politik bir zorunluluktur. Zira standart istihdam ile standart dışı istihdam arasındaki ayrım, günümüz emek tartışmalarında yalnızca analitik bir araç değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin tarihsel eşitsizliklerini perdeleyen bir ideolojik çerçeveye dönüşmüştür. Enformelliği merkezden okumayan her emek tartışması, kaçınılmaz olarak bu eşitsizlikleri yeniden üretme riskini taşımaktadır. Enformelliği merkeze almayan her emek politikası, sorunu çözmek yerine onu yeniden üretmeye mahkûmdur.
Yazı, ilk olarak 29.12.2025 tarihinde Birgün gazetesinde yayımlanmıştır.
Coşku Çelik
2019 yılında ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde doktorasını tamamladı. Doktora tezi Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından 2021 yılında Genç Sosyal Bilimciler Ödülleri Behice Boran özel ödülüne layık görüldü. 2019-2022 yılları arasında Kanada York Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Sosyal Bilimler bölümlerinde doktora sonrası araştırmacı ve misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Şu an Kadir Has Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde öğretim üyesi. Akademik ilgi alanları emek çalışmaları, kırsal kalkınma ve feminist ekonomi politik. Coşku Çelik, aynı zamanda Praksis Dergisi Yayın Kurulu üyesidir.

