Praksis Güncel

güncel tartışma platformu

Nietzsche ve Naziler – Lukács ve Nietzsche

Bu içeriği paylaş:

Güney Çeğin’in “Nietzsche ve Naziler” başlıklı videosunun çıkış noktasında, Lukács’ın Aklın Yıkımı kitabı yer alıyor. Nietzsche’ye bir hayli eleştirel, çoğu zaman da düşmanca bir tutum içeren bu metni ciddiye almaya davet ederek başlıyor Güney Çeğin, böylece büyük bir entelektüel olgunluk örneği ortaya koyuyor. Schopenhauer, Kierkegaard, Nietzsche ve Heidegger’e yakın olan yazarların kapağını bile açmadan çöpe attığı bu kitapta Lukács’ın metin-bağlam ilişkisini titizlikle kurduğunu vurgulayarak ve Nietzsche’nin sağ yönelimlerine dair tespitlerinin hakkını teslim ederek bir diyalog zemini oluşturuyor. Ben de bu diyaloğu sürdürmeye çalışarak Lukács’ın Nietzsche okuması üzerine bazı notlar alacağım.

Güney Çeğin, Lukács’ın Aklın Yıkımı‘nda Nietzsche’nin düşüncesinin farklı dönemlerini dikkate almadığını ve Nietzsche’nin Schopenhauer’cı-Wagner’ci döneminin özelliklerini tüm entelektüel yaşamına mâl ettiğini söylüyor. Oysa Aklın Yıkımı, Nietzsche’nin erken, orta ve geç dönemlerine dair pek çok nüanslı inceleme içeriyor. Nietzsche’nin eserlerinde köle-efendi kavramsallaştırmasının gelişimi, biyoloji merakının gelişimi gibi konularda titiz bir düşünce tarihçiliği örneği görüyoruz. Dolayısıyla Lukács’ın Nietzsche’deki gerici yönelimlere dair tespitleri, Nietzsche’nin gençliğindeki Schopenhauer etkisi içeren gençlik dönemi yapıtlarıyla sınırlı değil: Lukács, Nietzsche’nin Şen Bilim, Böyle Söyledi Zerdüşt ve Güç İstenci gibi geç dönem eserlerinden de pek çok pasaj aktararak Alman düşünürün “gericiliği”ni gündeme getiriyor. Günümüz Nietzscheci literatürünün, düşünürün son dönemdeki sağ eğilimlerine dair tespitleri de ciddiye alarak bir yanıt üretmesinin verimli bir tartışma ortaya çıkaracağını düşünüyorum.

Güney Çeğin, Nietzsche ve Nazizm arasındaki ilişki veya ilişkisizlikten bahsederken Nietzsche’nin savaş vurgusunun Nazilerin savaşçılığının öncüsü olamayacağını ve antik Yunan düşünürlerinin bir mirası olduğunu ifade ediyor. Aslında Lukács bu spesifik konuda bir üçüncü cephe açmış, Nietzsche’nin savaş/çatışma vurgusunun kendi döneminin sosyal Darvinizm’inin etkisi altında geliştiğini belirtmiştir (Aklın Yıkımı: Cilt 1, s. 365). Bir diğer konu ise Güney Çeğin’in ısrarla vurguladığı Yahudilik meselesi. Güney Hoca, Yahudi karşıtlığı üzerinden Nietzsche ve Naziler arasında bir benzerlik ilişkisi kurulamayacağını ısrarla söylüyor ve dinleyicilerin videonun gidişinden Lukács’ın böyle bir ilişki kurduğu gibi bir sonuca varmaları mümkün. Oysa Yahudi karşıtlığı Lukács’ın bu kitapta Nietzsche bahsinde neredeyse hiç değinmediği bir konu, üstelik Lukács Nietzsche’nin ve Nazilerin ırkçılığı arasındaki farkları da yeri geldiğinde vurguluyor, Nazilerin ırkçılık konusunda Nietzsche’nin değil, Houston Stewart Chamberlain’in mirasçısı olduklarını açıkça yazıyor (Aklın Yıkımı: Cilt 1, s. 370).

Bu noktada, Güney Çeğin’in konuşması boyunca etrafında dolaştığı ve elbette olumsuz yanıt verdiği “Nietzsche Nazi miydi?” sorusuna gelebiliriz. Son derece diyakronik bir tarih okuma ve anlatma alışkanlığına sahip olan Lukács’ın Nietzsche’yi doğrudan doğruya “Nazi” olarak nitelediği bir pasaja rastlamak neredeyse imkânsız. Nietzsche’nin Nazilerin öncüsü ya da hazırlayıcısı olduğunu defaatle söylüyor, Nietzsche ile nasyonal sosyalist düşünürler arasındaki benzerlikleri gündeme getiriyor. Ancak Nietzsche’yi Nazilerle eşitlemek, özdeşleştirmek Lukács’ın genel felsefesiyle kesinlikle bağdaşmayacak nitelikte bir teleolojik tarih okuması olurdu. Aklın Yıkımı’nın yazarı böyle bir okuma yapmıyor.

Son olarak, Lukács’ın Nazizm’in tarihsel kökenlerini ve oluşumunu bir bütün olarak konu almadığını, Nazizm’in düşünsel öncülerini ve üstelik bu öncülerin sadece bir kısmı olan irrasyonalist felsefeyi ele almakla yetindiğini unutmayalım. Lukács’a göre Nietzsche nasyonal sosyalizmin öncüsü olsa bile öncülerden sadece biriydi. Nazizm’in Nietzsche’den başka öncüleri ve onun oluşumunu mümkün kılan başka etmenler de vardı; Marksist bir düşünür ve materyalist bir düşünce tarihçisi olarak Lukács’ın elbette Nazizm gibi bir hareketi salt düşünsel etmenlerden ve tek bir filozoftan hareketle açıklaması zaten beklenemezdi. Kaldı ki Aklın Yıkımı’nın ilk paragraflarında bu konuda bir uyarıda da bulunmuştu Lukács: “kendimizi bu gelişimin en soyut kısmını resmetmekle sınırlamış olmamız asla felsefenin çalkantılı somut gelişmeler bütünü içindeki önemini abartma anlamına gelmez.” (Aklın Yıkımı: Cilt 1, s. 11). Dolayısıyla kitapta Lukács Nietzsche ve nasyonal sosyalistler arasında nasıl bir doğrudan bağ olduğu üzerine çokça düşünse de esas amacı Almanya’nın XIX. yüzyıl başlarından itibaren gelişim tarihi içinde Nazizm’e ulaşan bir yolun bulunduğunu tespit etmek ve bu yolun felsefi uğraklarını incelemekti. En temelde de Nazizm’in Almanya ve Avrupa tarihi içinde bir istisna, Hitler’inse Almanya’ya bela olan bir deli olduğunu savunanlara karşı Almanya’nın iç dinamiklerinin ve bu arada düşünsel dinamiklerinin Nazizm’i koşulladığını kanıtlama çabası yer alıyordu.

Son olarak, Aklın Yıkımı’nda Lukács’ın Schelling’den Heidelberg Yeni Kantçılığına pek çok düşünürün ve felsefi akımın nasyonal sosyalizm ile bağlantıları üzerine yaptığı çıkarımların kitabın çok küçük bir kısmını teşkil etmekle birlikte kitabın okurları üzerinde fazlaca etkili olduğunu belirtmek isterim. Nietzsche’nin Nazizm’in öncüsü olduğuna dair cümleler, aslında onlarca sayfa içindeki birkaç cümleden ibarettir. Ve Lukács kendine has bir rasyonalist konumdan hareketle Nietzsche’ye felsefi bir eleştiri getirmektedir. Evet, sert bir eleştiri, ama felsefi bir eleştiri. Aklın Yıkımı, Nietzscheci literatürde körükörüne bir saldırı ya da karalama metni olarak değil, kendi felsefi öncüllerine sahip bir düşünürün bir dizi başka düşünüre yönelik bir eleştiri (ve neden olmasın, bir felsefi reddiye) metni olarak değerlendirildiği takdirde Marksistler ve Nietzscheciler arasında bir uzlaşma imkânı olmasa da söyleşi ihtimali ortaya çıkacaktır.

Lukács, Georg, Aklın Yıkımı: Cilt 1, çev. Ayşen Tekşen Kapkın, İstanbul: Payel Yayınevi, [1954] 2006. Eserin Nietzsche bölümünün ilk yayımlanan versiyonunun çevirisi için bkz. Lukács, Georg, Nietzsche: Emperyalist İrrasyonalizmin Kurucusu, çev. Vural Yıldırım, Ankara: Epos, [1952] 2013.

Ateş Uslu

Prof. Dr. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde siyasal düşünceler alanında öğretim üyesidir. Galatasaray Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi. Yüksek lisans derecesini Paris I Panthéon-Sorbonne Üniversitesi Tarih bölümünden aldı. Doktora çalışmalarını yine aynı üniversite ile Budapeşte Eötvös Loránd Üniversitesi arasındaki ortak bir program çerçevesinde tamamladı. Doçent ünvanını siyasal düşünceler alanında aldı. Halihazırda Praksis dergisi danışma kurulunda yer almaktadır. Siyasal düşünceler tarihi, kültür tarihi ve siyasal tarih alanlarında çeşitli dergi ve kitaplarda yayımlanmış makalelerinin yanı sıra Lukács: Marx'a Giden Yol (2006) ve Siyasal Düşünceler Tarihine Giriş: Tarihyazımı, Temel Yaklaşımlar ve Araştırma Yöntemleri (2017) adlı iki kitabı bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.