Praksis Güncel

güncel tartışma platformu

Mahşerin üç atlısı: Savaş, yoksulluk, faşizm (3)

Bu içeriği paylaş:

Mahşerin üç atlısı: Savaş, yoksulluk, faşizm yazısının üçüncü ve son bölümüdür.

Birinci bölüm için bkz. İkinci bölüm için bkz.

Sosyalizm

Tarihin sonu tezi doğru değilse sosyalizm hala geçerli bir ütopya mıdır: “Oscar Wilde, üzerinde ütopya olmayan bir haritaya bakmaya değer olmadığını söylemiştir” (Ollman, 2018:109). Bu duygunun sadece Oscar Wilde ait olduğunu sanmıyorum, böyle veciz şekilde ifade edemeseler de kapitalizmin yıkımlarına karşı mücadele eden herkesin benzer duygulara sahip olduğunu söyleyebiliriz: başka bir seçenek olmalı.

Sosyalizm, daha önce insanlığın refahı ve mutluluğu için başka yolların tükendiği koşullarda zaferi kazanabildi. Başka yolların, daha azını sağlasa da mümkün olduğunu, sosyalizmin emekçilerin refahının tek yolu olmadığını çeşitli uygulamalarla gösterebildiği oranda ise kapitalizm, sosyalizmi frenleyebilmişti. Bugün bu yolları büyük oranda terk ederek sömürünün en ilkel biçimlerinden en sofistike biçimlerine kadar her türlüsünü devreye sokmuş durumdadır. Neoliberal, ırkçı, faşist, işgalci, dinci politikalarla sistemin meşruiyetini daha uzun süre sağlayabilmeleri mümkün değil, zira hiçbir pozitif sonuç yaratamamaktadır. Kapitalizmin emekçi sınıfların rızasını sağlayabileceği yolları hızla tüketmektedir.

Liberal ideologlar, uygulanan sosyalizm deneyimlerinin başarısızlıklarını efsaneleştirerek sosyalizmin insanlığın geleceğini temsil edemeyeceğini vaaz etmektedirler. Sosyalizmin başarısızlıklarından ve bürokratik uygulamalarından adeta bir suç dünyası tasvir ederek, kapitalizmi yüceltmektedirler. Sosyalist bürokrasinin zaafları emeğin değil, sermayenin penceresinden eleştiriliyor. Oysa kapitalist bürokrasinin yönetiminde eşitsizlik, yoksulluk, savaş, soykırım, ırkçılık insani yıkımlara yol açarak tırmanıyor. Bu kapitalizmin doğasında var. Örneğin, ABD’nin köleciliği gibi, 1960’lı yıllara kadar siyah nüfusa dair yürütülen ayrımcılık gibi utanç verici suçlar sosyalist devletlerin tarihinde yoktur. Sömürgecilik, ırkçılık, Afyon Savaşları, Faşizm, Hiroşima ve Nagazaki gibi büyük suçlar yoktur. Tarih boyunca işlediği suçların yarattığı devasa insani yıkıma rağmen kapitalizmi savunup, sosyalizmi itham etmek ironiktir. Sosyalizm başarısızlıklarından dolayı suçlanabilir ancak kapitalizmin suçları başarılarının eseridir.

Sosyalizmin kriz yaşamış deneyimleri baz alınarak, en geniş demokrasinin sosyalizmde uygulanamayacağını iddia etmek, emperyalist-kapitalist kuşatmaları yok sayan, tarihsel bir tartışmadan çok ideolojik bir tartışmadır. Küba’nın ekonomik ve siyasi yönlerden ABD ile başa çıkamamasını rejimin demokratikliğine bağlamaya kalkışmak gibi.

Sosyalizmin demokrasi karşıtı olduğu iddiası liberal bir demagojidir. Eğer aynı ölçüleri kullanacak olursak kapitalizm-demokrasi çatışması daha gerçektir. Bu demagojinin gizlemeye çalıştığı şey sosyalizmin kapitalizme yönelik ithamlarıdır. Sermayenin toplumsallaştırıldığı, birikim savaşlarının reddedildiği, sömürgeciliğin insanlık suçu sayıldığı, refahın eşit dağıtıldığı, özgürlüğün üzerindeki para prangasının kırıldığı bir sistemin ihlal ettiği iddia edilen demokrasi, sermayenin ve temsilcilerinin doğa ve insanlık üzerindeki ekonomik ve siyasal tahakkümünden başka bir şey değildir.

Sosyalizmin veya ezilenleri ve eşitlikçi politikaları savunan sol siyasetlerin etkin olduğu dönemlerde çatışmaya dönüşmeyen etnik veya dinsel kimlikler, sol politikaların sekteye uğradığı momentlerde sağ-faşizan siyasetler etnik ve dinsel gerilimleri maniple ederek yükseldi ve 1990 sonrasında etnik ve dinsel çatışmalar hızlı bir tırmanışa geçti. Hindistan önemli bir örnektir. “Yoksulları ve ezilenleri savunanlar Nehru’nun yönetiminde büyük bir etkiye sahipken, etnik ve dini fanatiklerin çok az hareket alanı vardı…. Devletin kurucusu Nehru sahneden çekildikten sonra Hindistan’da yeni bölünme ve mücadele biçimleri ortaya çıkmıştır. Devleti, Kongre’yi ve etki alanı geniş koruyucu-korunan zincirlerini bir arada tutan dikişli ağ yırtılmaya başlamıştır” ( Tilly, 2014: 95). Daha yakınımızdaki bir örnek de Yugoslavya’nın sosyalizm sonrasında soykırıma varan kanlı iç savaşlarla parçalanmasında kendini gösterdi.

Ezilen sınıf ve farklı halk kesimlerini birleştirebilmek açısından da demokrasi ve barış talebi özel bir rol oynayabilir. Türkiye’de Kürt Sorunundaki çatışma ve ağır cezalandırma sürecine sosyalistlerin yaklaşımını geniş emekçi kesimlere benimsetecek argümanları yine bu kavramlar etrafında geliştirmek mümkündür. Zira tüm ezilen halk kesimleri değişik noktalardan da olsa bu taleplere sahiptirler. Talepleri ve talep sahiplerini karşıtlıklardan çıkarıp tamamlayıcı şeyler haline ancak sosyalist bir program getirebilir.

İnsanlığın geleceği tartışmaları kapitalizmin nihai zaferi, tarihin sonu iddialarına rağmen sermaye teorisyenleri çevrelerinde bile “sosyalizm tehlikesi” görmezden gelinerek yapılamıyor. İslamcı veya emperyalizm tarafından kredilendirilen diğer akımlar ne barış, ne refah ne özgürlük ve eşitlik vaad edebilmektedirler.

Sosyalizm ve uluslararası işçi hareketi kapitalizmi sınırlayan başka bir açıdan rasyonel olmaya zorlayan bir işlev de görüyordu. Sosyalizmin ve işçi hareketinin yenilgisiyle kapitalizm rasyonelliğe zorlayan zincirlerinden kurtulmuş oldu. Emekçi sınıfların ekonomik ve siyasi kazanımları da tedrici olarak ilga edildi. Sistem karşıtı hareketlerin gündemlerinin önemli bir bölümünü ilga edilen bu konular oluşturuyor. Sosyalizm yenildi ancak ezilenlerin sosyalizm yoluyla elde ettiği hakların tekrar kazanılmasına yönelik mücadeleleri devam ediyor.  Şimdi kapitalizm sermaye birikimin doruklarında, tüm engelleri bertaraf ederek başarıdan başarıya koşuyor.  Wallerstein’in isabetle vurguladığı gibi “Tarihsel kapitalizm, bütün tarihsel sistemler gibi, başarısızlıklarından ötürü değil, başarıları yüzünden yıkılacaktır” (Wallerstein, 2019: 29).

Sosyalizmin başarısızlıklarından söz edilebilir ancak insanlığa karşı suçlar işlediğinden bahsedilemez. O zaman başarılı olabilecek bir sosyalizmi neden konuşmayalım ki. “19 yüzyılın toplumsal devrimi şiirini geçmişten değil, yalnızca gelecekten çıkarabilir” demişti Marx (2016: 151). 21 yy devrimleri de şiirini gelecekten çıkaracak olsa da geçmişten alacağı dizeleri de var, zira devrim artık işçi sınıfının damgasını vurduğu uzun bir tarihe de sahip.

Sonuç yerine

Sosyalizm uygulamalarının uğradığı başarısızlık, emperyalist-kapitalist kuşatma karşısındaki siyasal yenilgisi sonrasında, sosyalist fikir dünyasında “sınıf” mücadelesi kavramının siyasal mücadeleden uzaklaşılarak ekonomik mücadeleye tabi kılınması yaygın hale geldi. Bunun da bir sonucu olarak siyasal hedefi ve planı olmayan meydan hareketleri küreyi boydan boya dolaşmasına karşılık, siyasal iktidar değişimlerine neden olsalar da protesto sınırında kalarak, siyasal iktidar alternatifi olamadılar, çünkü sosyalist fikir dünyası saf sınıfsal olmayan daha heterojen kitle hareketlerini ajandasından çıkarmış veya yeniden tanımlayamamıştı. Sosyalizmin siyasal yenilgisinin üzerinden geçen yarım yüzyıllık süre, sosyalist hareketin yeniden siyasal bir işçi hareketi olarak sahne almasının önündeki psiko-politik bariyeri yıkacak epey imkan sağlamış olmalıdır.

Evet, sosyalizm ama nasıl? Devletin ele geçirilmesi mi, devrim mi? Sosyalist hükümetler aracılığıyla devlet dönüştürülebilir mi? Neoliberal dönemde, bağımlı ülkelerde iktidara gelmiş sol hükümetler kapitalist sömürüyü hafifletmeye, sermaye üzerindeki özel mülkiyete son vermeksizin kapitalizmi ehlileştirme çalışırken, kendilerini sistemin birikim ve karlılık sorunlarını çözmeye çalışmakla karşı karşıya buldular. Emperyalist ülkelerin sol hükümetleri ise içerde bir takım kozmetik düzenlemeler yapmaya çalışsalar da emperyalist politikaları devam ettirdiler.  Devletlerin kapitalizmi korumaya dönük rıza ve zorun her çeşidini oldukça stilize tarzda geliştirdiği çağımızda, kapitalizmden devrimsiz bir kurtuluşun mümkün olmadığı çeşitli halkçı hükümetlerin boğulmasında veya yoldan çıkarılmasında görüldü. Kapitalist gelişmenin proletaryayı nüfus olarak çoğaltacağı, demokrasiyi geliştireceği ve dolayısıyla sosyalizme barışçıl geçişi mümkün kılacağı beklentisi boşa çıkmıştır. Sermaye birikiminin büyümesine paralel olarak devletlerin baskıcı ve savaşçı nitelikleri daha da ön plana çıkarak, tam tersi gerçekleşmiştir. Devrimin güncelliği değil, stratejisidir tartışma konusu edilmesi gereken. Devrim, çağları aşan “Mesih” olmaya devam ediyor.

Kapitalist sistemin yıkıcılığından kurtuluşu sağlayacak geleceğin sosyalizm olduğuna dair öncüllerimiz nelerdir? Yukarıda ana hatlarıyla özetlediğimiz kapitalist gelişmenin yol açtığı yıkımlar ve insanlığın talepleri bu öncülleri sağlamaktadır.

Egemen sınıflar işçi sınıfını ve sosyalizmi siyasal mücadelede etkisizleştirdikleri oranda kısmi de olsa kabullenmek zorunda oldukları refah, barış, demokrasiye dair politikaların yerini yoksullaştırma, savaş ve otoriterleşme politikaları aldı. Sosyalist hareketin bu kavramları yeniden ve yeni bir içerikle işçi sınıfının mücadele silahları haline getirmeleri, sosyalist siyasetin sahne almasının yolunu da açacaktır. Badio’nun vurguladığı gibi “Sınıf mücadelesi çağdaş dünyaya dair tavır almadıkça örgütlü bir düşünce halini alamaz” (Badio, 2023: 87).

Neoliberal kapitalizmin siyasal özgürlükler, demokratik haklar ile olan uzlaşmazlığı demokrasi ve özgürlük talebini ve mücadelesini sürekli kılarken; emperyalizmin sömürgeleştirme ve savaş politikaları da barış talebini ve mücadelesini sürekli kılmaktadır. Egemen sınıf ve devletlerin bu politikalarına karşı taleplerin gerçek savunuculuğunu ancak bu politikalarla çıkarları uzlaşmaz olan işçi sınıfı/sosyalistler yapabilir. ‘Gerçek savunuculuk’ payesi özellikle vurgulanmalıdır, zira egemen sınıf ve devletlerin de kendi çıkarlarını güvenceye alan barış, demokrasi, refah kavramlarının yozlaştırılmasına dayalı sermaye barışı, sermaye demokrasisi, sermayenin refah sağlama programları, ihtiyaç halinde, gündeme gelmeye devam edecektir. Bugünlerde savaş sabıkaları malum Trump’ın barış havarisi kesilmesi gibi.

Günümüzde dizginlerinden kurtulmuş egemen/liberal ideoloji: savaşların gerekli ve kaçınılmaz olduğu, bu nedenle silahlanmanın zorunlu olduğunu, ancak güçlü liderlerin ülkelerini koruyabileceği ve halkın bu gücü desteklemesi –güce güç vermesi- gerektiği; toplumların zenginlerden ve yoksullardan oluşmasının zorunlu olduğu, bazılarının çok zengin olmasının toplumun yararına olduğu, zenginlerin yaratıcı ve çalışkan olduğu, yoksulların ise yetersizliklerinin kurbanı olduğu, ücretlerin düşük olmasının işsizliği dolayısıyla yoksulluğu azaltacağını topluma “devletin ideolojik aygıtları” aracılığıyla pompalamaktadır. Elbette yalnızca bunları değil, milliyetçi, cinsiyetçi, dinsel ideolojiler de eşlik eder. Emekçi sınıflar yalnızca ücret veya geçim koşullarına dair sorunlara değil, en az bunlar kadar dünyanın ve ülkesinin diğer sorunlarına da ilgi duyarlar. Althusser’in deyimiyle işçiler makine hayvan değil, ideolojik hayvandırlar, bu nedenle egemen sınıflar toplumu yönetmek için devletin ideolojik aygıtlarına önemli bir rol verirler. Eğer olay, uçağı çöle zorunlu iniş yapmış yolcular arasında geçseydi, elbette ki Kuran veya İncil yerine ekmeği, suyu tercih ederlerdi. Oysa olay çölde geçmiyor ve ekmeği sadece sosyalistler vaat etmiyor. İşçi hareketini ücret ve ekonomik mücadelenin sınırlılığından kurtarıp siyasal mücadele düzlemine taşıyacak olan, sendikal ve politik örgütlerinin ideolojik ve politik müdahaleleridir. Emekçi sınıfların politik şekillenişi açık sosyalist müdahaleler olmadıkça sistemin sınırlarını aşmaya yeltenmeyen isyankarlıktan devrimci kalkışmalara evirilemeyecektir.   “Süreci tam olarak hangi sınıfın yönettiğine, böyle bir yönetime tam olarak hangi sınıfın karşı durabileceğine ve böyle bir, karşı duruşu etkin kılmak için hangi yeni toplumsal düzenin kurulması gerektiğine değinmeden, tek başına küreselleşme ve krizden bahsetmek yetersiz” (Mimmo Porcaro, 2013: 105). Anti-kapitalist söylem sosyalizm hedefiyle veya programıyla birleştirilmedikçe popülizm sınırlarına takılıp kalma olasılığı yüksektir.

Yüzyıllar süren üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete dayalı üretim ilişkilerinin egemenliği, kavramların içeriğini de bu egemenliği, dilde dolayısıyla bilinçte yeniden üreten bir işlev görmektedir.   Hakim görüş -ki hakim sınıfların görüşüdür- barışı andaki savaşın durdurulması, refahı andaki yoksulluğun hafifletilmesi, eşitliğin andaki eşitsizliğin giderilmesi, demokrasiyi andaki otoriterliğin geriletilmesi, özgürlüğü andaki esarete son verilmesi, adaleti andaki adaletsizliğin giderilmesi olarak tanımlar. Yani kavramların içeriği muğlaktır veya somuttaki olumsuz/negatif duruma referansla görecelidir. Çünkü kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden üretiminin gerekleri, ekonomik ve politik stratejileri gerçek bir barışla da refahla da eşitlikle de özgürlükle de, demokrasiyle de çatışma halindedir. Örneklersek bir insanın hapisten çıkması özgürleştiği anlamına gelir fakat içinde yaşadığı toplumda özgürlükler oldukça kısıtlı olabilir, Amerika’da siyahilerin beyazlarla eşitliği kazanması  veya aynı okulda okuyabilme özgürlüğü yalnızca ırk ayrımının giderilmesidir, diğer tüm konularda da eşitliğe ve özgürlüğe kavuştuğu anlamına gelmez. Ya da açlık sınırında gelire sahip birinin geliri yoksulluk seviyesine çıktığında refahının artması anlamına gelebilir oysa yoksuldur. Kavramların içeriğini belirleyen hakim toplumsal ilişkilerdir. Kavramlara yeni içerikler kazandıracak olan bu ilişkileri sorgulayacak somut mücadeledir.  Mücadele dil alanında da sürecektir (9). Sosyalizm bugün toplumsal hareketlerin üzerinde hareket ettiği kavramları da kapitalist temelinden kurtararak yeniden tanımlamalıdır. Elbette Marx ve Engels, komünizmi bir ütopya olarak tasarlamadılar, “bugünkü durumu ortadan kaldıran gerçek hareket” (Alman İdeolojisi) bilimsel sosyalizmin kalkış noktasıydı. Ancak bilimsel sosyalizme ikame edilmemek koşuluyla bir ütopyanın da sınıf mücadelesini ideolojik olarak güçlendireceği açıktır.

“Büyük hedefler hareketi birleştirir” (Lih, 2018: 246); dünya proletaryasını yerel özgünlüklerin sınırlarından kurtaracak olan şey ortak büyük hedefler ve bu hedeflere yönelik adımlardır. Egemen sınıf siyasetinin en sivri uçlarına karşı ortaya konacak bir strateji kitlelerin ilgisini, katlanılabilir bir yaşam mücadelesinden arzulanan bir dünya mücadelesine sıçratabilir. Egemen siyasetin ezilenlere yönelmiş sivri uçları, başka bir deyişle ezilenlerle zaman zaman çatışmaya dönüşen, çatışma potansiyeline sahip çelişkileri (baş çelişkiler) yoksullaştırma ve refah, faşizm ve demokrasi, savaş ve barış etrafında yaşanmaktadır. “Baş çelişki, somut bir anda ortaya çıkan, somut bir karşıtın tam da karşıtı olan somut bir şeydir” (Holz, 2017: 28).  Bu çelişkilere dayalı sınıf çatışmaları yenilerini üretene kadar, sermayenin demagojik barış, refah, demokrasi tanımlarından ayırt etmek için ek olarak “halkın refahı”, “halk demokrasisi” ve “halkların barışı” adlandırmalarına da başvurabiliriz.

Tekrarlayacak olursak, küresel çapta sosyalizmin yelkenini şişirecek üç politik çatışma sahası: savaşa karşı barış, yoksullaştırmaya karşı refah, faşizme karşı demokrasi mücadelesidir. Bu üç sahada egemenlerle ezilen sık sık karşıya gelmektedirler. Bu çatışmanın en önemli eksikliği politik strateji giderilmeyi bekliyor.

(*)Yazıyı uzunluğu nedeniyle üçe bölerek yayınlıyoruz. Yazının birinci bölümüne şu adresten, ikinci bölümüne şu adresten erişebilirsiniz.

(**) Görsel, Delacroix’in “Halka Yol Gösteren Özgürlük” tablosundan esinlenerek Hafıza Dalgası tarafından oluşturulmuştur.

KAYNAKÇA

Kaynakça, üç bölüm için ortaktır.

Anderson, P. (1986) Tarihsel Materyalizmin İzinde, Belge

Ataöv, T. (1977) Afrika Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri, AÜ SBF

Badio, A, (2023) Siyasetin Böyle Sabahları da Olabilir, Sel

Badio, A. (2017) Biliyorum Çok Kalabalıksınız, Sel

Gindin, S. (2016) Sosyalist Register 2013; Starteji Sorunu, 40-67, Yordam

Harvey, D. (2020) Anti-Kapitalist Günlükler, Sel

Harvey,D. (2019) Yeni Emperyalizm, Sel

Holz, H. H. (2017) Devrimin Cebiri, Yordam

Lih, L.T. (2018) Lenin’i yeniden Keşfetmek, Ayrıntı

Marx, K. (2016) Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, Fransız Üçlemesi içinde, Yordam

Neocleous, M. (2014) Savaş Erki Polis Erki, NotaBene

Ollman, B. (2008) Diyalektik Soruşturmalar, Yordam

Porcaro, M. (2016) Sosyalist Register 2013; Starteji Sorunu, 102-116, Yordam

Prashad, V. (2017) Ulusun Ölümü ve Arap Devrimin Geleceği, Yordam

Tilly, C. (2014) Demokrasi, Phoenix

Tilly, C. (2022) Toplumsal Hareketler, Alfa Yayınları

Wallerstein, I. (2021) Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Metis

Wallerstein, I. (2019) Jeopolitik ve Jeokültür, Küre

Samut Karabulut

Yıldız Teknik Üniversitesi'de okudu, Gençlik Hareketi içinde yer aldı. Üniversite sonrasında yoksul mahallelerde çalışmalar yürüttü. Halkevleri'nde yöneticilik yaptı. Örgütlenmesinde yeraldığı siyasal kitle eylemlerinden dolayı çok sayıda tutuklama ve soruşturmaya uğradı. Halen Halkevleri'nde çalışmalarını sürdürmektedir.

Bu yazı için gösterilecek etiket bulunmamaktadır.