İşçi sınıfını ekonomik mücadele düzleminden siyasal mücadele düzlemine sıçratan şeyin burjuvazinin bayrağına yazdığı “liberte, egalite, fraternite” vaatlerini yerine getirmemesi olduğunu söyleyebiliriz. Bugün bir kez daha hem de çok daha büyük çapta işçi sınıfı ve ezilen halklar bugünü ve geleceği için hayal kırıklığına uğratılıyor. Kapitalist sistemin özellikle 1945 sonrasında sosyal devlet uygulamaları ile hakim kıldığı ve yakın zamana kadar hakim olan, sonraki kuşakların öncekilerden daha iyi koşullarda yaşayabileceği inancı tüm dünyada tersine dönüyor.
Modern dünyaya ilk evrensel kurtuluş ilhamını Fransız Devrimi (eşitlik, özgürlük, kardeşlik idealinin vücut bulması) vermişti. İkincisini Sovyet Devrimi verdi (sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz dünya idealinin vücut bulması). İkisi de ezilenlere ilham verirken egemenlerin karalamalarına maruz kalsa da kurtuluş modelleri olarak kendini kabul ettirdiler. Sovyet modeli insanlık için “mutlu son”u sağlamadıysa da emperyalist felaketi dizginleyen bir güç odağı oldu. Oysa Sovyetler karşısında her şeyi temsil eden Amerikan modeli dünyanın geri kalanı için kabusa dönüştü ve kabus sürüyor (Gazze bir öncü bir modeldir).
Tarihsel gelişime göz attığımızda, 1917 sonrasında sosyalizmin rakiplerini, sistemi devrimden korumak kaygısıyla rasyonelleşmeye zorladığını görüyoruz. Kapitalizm, işçi sınıfına vermek zorunda kaldığı ekonomik ve siyasal tavizleri, özgürlük ve refah paketinde sunmayı başardı. 1945 sonrası dönemde sosyalizmin rakiplerinin, ezilen sınıflar üzerindeki ideolojik hegemonyasının bugünden daha güçlü olduğunu, ya da sosyalizmin rakiplerinin bu döneme kıyasla, bugün ezilen sınıflar üzerindeki ideolojik hegemonyasının daha zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Ortadoğu ve Afrika demokratik devrimlerinin sosyalizme ulaşmasını frenleyen şey bu ideolojik etkiydi. “Amerikan işçi hareketi ilk ciddi yenilgisini 1980’lerde değil, İkinci Dünya Savaşının hemen ardından, yani güçlü kapitalist sınıfa karşı aslında işçi sınıfının da güçlü olduğu bir dönemde yaşadı….(anti-komünist baskıların yanı sıra-bn) Savaş sonrası dönemin pratiğinde, sendikaların sağladığı ücret ve sosyal hak kazanımlarını gören işçiler arasında, sosyalizm tarafından vaat edilenlerin büyük kısmını kapitalizmin de sunabileceği, üstelik bu seçeneğin çok daha az riskli olduğu fikrinin giderek ağırlık kazanması da bu gidişatı güçlendirdi”(Sam Gindin, 2013: 44).
Günümüzde ise kapitalizm, daha önce sahiplenmek zorunda kaldığı ve sosyalizme karşı silah gibi kullandığı demokrasi, özgürlük, barış, refah gibi kavramları ajandasının eski tarihli sayfalarında bırakmış durumdadır. Sosyalizme karşı, bu kavramlar etrafında yürüttüğü ideolojik mücadelede belli oranlarda başarı da sağlamıştı: sosyalizmin eşitliği yoksullukta sağladığı, sosyalist ülkelerdeki yoksulluğun, baskıların dünyadan saklandığını ifade eden “Demir Perde ülkeleri” tanımı tüm Batılı toplumlarda yaygınlaştırıldı. SSCB’nin Batı sistemi için işgal tehdidi oluşturduğu propagandasıyla silahlanma yarışının maliyetleri toplumlara kabul ettirildiği gibi, Amerika’nın askeri ve siyasi liderliği de diğer kapitalist devletlere kabul ettirildi. Avrupa ülkelerinin sol eğilimli siyasetçilerine ve hükümetlerine karşı siyasi operasyonlar yürüten hatta suikastlara varan işler çeviren Gladio örgütlenmelerinin meşruiyeti devletlere böyle kabul ettirildi. Sosyalist rejimlere son verilmesinden sonra bu kavramların siyasal söylemdeki yeri giderek önemsiz hale geldi. Bir süre “insan hakları” söylemiyle çeşitli emperyalist operasyonlar yürütseler de onu da artık geride bıraktılar. Geldiğimiz noktada kapitalizmin bir dönem evrensel hale gelmiş insanlığın ideallerini ifade eden kavramları hatırlamaktan özenle kaçındığına tanık oluyoruz.
SSCB’nin ve sosyalist blokun varlığı dünya çapında dengeye dayalı, adına Soğuk Savaş denilen bir çeşit barışı sağlarken halk hareketlerine sosyalist devrim ilhamı vermekten uzaktı. Aksi bile söylenebilir. Zira 1950 sonrası devrimler SSCB’ye sempati duymayan sosyalist hareketlerin önderliğinde gerçekleşti. Sovyetler Birliği devrimleri teşvik eden bir strateji izlemediyse de (aksine “Kapitalist olmayan yol” teziyle barışçıl geçişi telkin ediyordu) bir sosyalist blokun varlığı emperyalist tahakkümü frene basmak zorunda bıraktığı gibi emekçi sınıf ve ezilen halklara çeşitli tavizler verilmesine de neden oluyordu. Uzun süredir ulusal kurtuluş mücadelesi veren Afrika ülkelerinin on yedisinin birden, 1960 yılında, siyasal bağımsızlığını kazanmasında (Türkkaya Ataöv, 1977: xi) bunun belirleyici bir etkisi vardı.
Sosyalizmsiz bir dünyada ne ulusal bağımsızlık hareketleri ne de demokratikleşme hareketleri başarılı olabiliyor aksine karşı çıktıkları sistemin aktörleri tarafından yoldan saptırılabiliyor. Sovyetler sonrası dünyada yaşanan çok sayıda ve çok çeşitli deneyim, kalıcı barışa, eşitlik ve özgürlüğe ulaşmak için sosyalizmden başka bir yolun mümkün olmadığını göstermiştir. Sistemi eleştiren yeni toplumsal hareketler de bu konuda kendisine bağlanan umutlara rağmen kalıcı kazanımlar elde edemedi. Uzun sayılabilecek bir dönem kapitalizme alternatif bir sistem fikri siyaset sahnesinin dışında kaldı.
Kapitalizmin neoliberal projesinin kriziyle birlikte alternatif sol projeler gündeme gelmeye başladıysa da işçi sınıfı hareketi ve diğer ezilen halk hareketleri ile sosyalizm arasındaki mesafe devam ediyor. Akademik çevrelere daralan sosyalist siyaset teorisi uzun süre toplumsal mücadelelerde geri plana düşerken, öne çıkan sistemi sorgulayan sistem içi hareketlerin kazanımları geçici olmaktan kurtulamadı. Sosyalist siyasette de bu pratiğin bir sonucu olarak ekonomizm ağırlık kazandı. “Bir söylem olarak Marksizmin mevzileri, giderek sendikalar ve siyasi partilerden araştırma enstitülerine ve üniversite kürsülerine yer değiştirdi… Kurumlar düzlemindeki bu kayma entelektüel odaktaki değişime yansıdı. Marks’ın kendi çalışmalarında izlemiş olduğu felsefe, siyaset bilimi ve iktisat sırası Batı Marksizmi tarafından tersine çevrildi (P.Anderson, 2016:12, 26).
Sosyalizm bugünü yıkacak somut hareket ise sosyalist teori de her şeyden önce bir hareket tasarımıdır, sınıfsal hareketlerin gündemleriyle ilişkilenen ve yön veren. Bugün ezilen sınıfların mücadelelerinin cereyan ettiği sorunların başında neler gelmektedir ve bunların sosyalist bir hareketin bileşenleri olmasının imkanları nelerdir? Mevzilerin yeniden mücadele organlarına taşınabilmesini sağlayacak ve mücadele organlarını ekonomik mücadele sınırlılığından kurtaracak ideolojik-politik bir yeniden inşa stratejisine ihtiyaç var.
Sosyalizmin siyasal yenilgisinin etkisiyle de işçi sınıfı hareketinde ekonomik mücadeleye başat rol verilmesi, sosyalizmi uzun süre siyaset dışı bir konuma itmişti. Bu durum çeşitli anti-kapitalist mücadelelerin ekonomik sınırlara hapsolup kalmasına neden olurken bunun teorisi de saf işçi sınıfı hareketi ve soyut bir sosyalizm şeklinde sosyalistler arasında etkili olmuştur. Sosyalizmi saf bir işçi hareketi olarak ve saf bir artı-değer sömürüsüne son verme hedefi olarak ele alıp bu şablona uymayan kitle hareketlerine ve siyasal hareketlere mesafeli davranan püriten bir sosyalizme Engels, şu eleştiriyi getirir: “Ülkenin kurtuluşunu programlarının ön sıralarına koymayan Polonya sosyalistleri, bana, Anti-Sosyalist Kanun’un derhal yürürlükten kaldırılmasını, dernek kurma, toplanma ve basın özgürlüğünü talep etmeye kayıtsız kalan Alman sosyalistleri hatırlatıyor. Dövüşebilmek için, önce bir arazi, ışık, hava ve harekat alanı olması gerekir. Aksi takdirde asla gevezelikten başka bir şey yapmamış olursunuz” (Aktaran Lih, 2018: 107). Şunun vurgulanması gerekir ki, halk hareketlerini devrimciler veya başka siyasal aktörler yaratmazlar, halkın çeşitli kesimleri bir harekete zorlanır ve harekete geçerler, devrimciler ise bu harekete yön verip, siyasal hedef kazandırmaya çalışırlar.İşçi sınıfının (ve halkların) elemental mücadelelerinin kimi önderlerin, siyasal aktörlerin eseri olduğunu düşünenler, sınıf mücadelesinin yapay olduğunu sanan idealistlerdir. Elemental mücadeleler kapitalizme karşı biteviye tarzda olabileceği gibi, spesifik konulardaki haksızlıklara karşı direniş şeklinde de olabilir. Sosyalizmin güncel zeminini oluşturan unsurlar egemen sınıf ve devletlerin yarattığı sorunlara karşı oluşan bu kendiliğinden hareketlerdir.
Sosyalizmsiz emek ve halk hareketleri sonuç olarak sermaye stratejilerince asimile edildiler. Özellikle 2010 sonrası dünyasını, ülkemizin de parçası olduğu Ortadoğu başta olmak üzere kapitalizmin yarattığı sorunlara karşı halk hareketleri dalgası sarmasına karşın sosyalizm hedefine yönel(e)mediler. Emperyalizmin büyük çaplı tahribatının yarattığı toz-duman görünmez kılsa da Ortadoğu sosyalizm için önemli dinamikler taşımaya devam etmektedir. Bu kitlesel hareketlerin hedefinde sistemin yöneldiği birbirini besleyen iki temel politikaya, yoksullaştırmaya ve otoriterleşmeye itiraz var; üçüncüsü savaş politikalarının yarattığı insani yıkımın yarattığı öfkedir. Talepleri de ana hatlarıyla demokrasi, refah ve barış başlıkları altında toparlamak mümkün görünüyor. Ve bunlar bugünün sosyalizminin üzerinden ilerleyeceği siyasal mücadele başlıkları olarak somutlaşmaya doğru giderken egemen sınıflar da, şimdilerde paranteze aldıkları bu kavramları kendi bakış açılarından formüle ederek topluma yeniden sunacaklar. Bu üç sacayağına oturan siyasal çatışma alanına sosyalistlerin alternatif demokrasi, refah ve barış kavramlarını sosyalizmin kapsamı olarak mücadelede somutlamaları, parlayıp sönen halk hareketlerini, yoksun oldukları, siyasal iktidar programına kavuşturabilir. Bu incelemenin hedefi bunun köşe taşlarına işaret etmektir.
Bu yazıda sosyalist siyaset teorisi açısından temel alınması gereken, sınıflar arası çatışmanın politik cephelerini ele almaya çalıştım. Kapitalizmin ekonomik, askeri ve sosyal alanlardaki tahribatları, toplumları ve sınıfları sürüklediği krizler, sermayenin birikim meseleleri, gelir dağılımı gibi ekonomik ve istatiksel değişkenler, yalnızca kapitalizmin insanlığın geleceğini temsil edemeyeceğini ortaya koyuyor, kapitalizmin içe çökeceğini değil. Sömürünün var olması, işçi sınıfının çoğunluk olması yalnızca sınıf mücadelesinin varlığına işaret eder. Sosyalizmin geleceği açısından temel alınması gereken parametreler ise emekçi sınıfların siyasal durumları, ideolojik eğilimleri, politik mücadelelerdeki pozisyonları ve bunların sosyalizmle kesişmelerinin olası düzlemlerinin neler olduğuna dairdir.
(*) Yazıyı uzunluğu nedeniyle üçe bölerek yayınlıyoruz. Yazının ikinci bölümüne şu adresten, üçüncü bölümüne şu adresten erişebilirsiniz.
(**) Görsel, Delacroix’in “Halka Yol Gösteren Özgürlük” tablosundan esinlenerek Hafıza Dalgası tarafından oluşturulmuştur.
KAYNAKÇA
Kaynakça, üç bölüm için ortaktır.
Anderson, P. (1986) Tarihsel Materyalizmin İzinde, Belge
Ataöv, T. (1977) Afrika Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri, AÜ SBF
Badio, A, (2023) Siyasetin Böyle Sabahları da Olabilir, Sel
Badio, A. (2017) Biliyorum Çok Kalabalıksınız, Sel
Gindin, S. (2016) Sosyalist Register 2013; Starteji Sorunu, 40-67, Yordam
Harvey, D. (2020) Anti-Kapitalist Günlükler, Sel
Harvey,D. (2019) Yeni Emperyalizm, Sel
Holz, H. H. (2017) Devrimin Cebiri, Yordam
Lih, L.T. (2018) Lenin’i yeniden Keşfetmek, Ayrıntı
Marx, K. (2016) Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, Fransız Üçlemesi içinde, Yordam
Neocleous, M. (2014) Savaş Erki Polis Erki, NotaBene
Ollman, B. (2008) Diyalektik Soruşturmalar, Yordam
Porcaro, M. (2016) Sosyalist Register 2013; Starteji Sorunu, 102-116, Yordam
Prashad, V. (2017) Ulusun Ölümü ve Arap Devrimin Geleceği, Yordam
Tilly, C. (2014) Demokrasi, Phoenix
Tilly, C. (2022) Toplumsal Hareketler, Alfa Yayınları
Wallerstein, I. (2021) Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Metis
Wallerstein, I. (2019) Jeopolitik ve Jeokültür, Küre
Samut Karabulut
Yıldız Teknik Üniversitesi'de okudu, Gençlik Hareketi içinde yer aldı. Üniversite sonrasında yoksul mahallelerde çalışmalar yürüttü. Halkevleri'nde yöneticilik yaptı. Örgütlenmesinde yeraldığı siyasal kitle eylemlerinden dolayı çok sayıda tutuklama ve soruşturmaya uğradı. Halen Halkevleri'nde çalışmalarını sürdürmektedir.

