Praksis Güncel

güncel tartışma platformu

Bir suç ortaklığı: Kadınları susturmak

Bu içeriği paylaş:

8 Mart yaklaşırken, isimleri aynı, hikâyeleri bambaşka gibi görünen iki kadın aynı gün iki farklı erkek tarafından öldürüldü. İki Fatmanur’un isimlerinden daha önemli bir ortak noktası vardı: Öldürülebileceklerini biliyorlardı, yüksek sesle söylemiş ve tedbir talep etmişlerdi. Ancak kimse onları dinlememişti. Pratikte, susturulmuşlardı.

Öğretmen olan Fatmanur, okuldaki öğrencilerin suça sürüklenmesine karşı bir uyarı yapmıştı. Bir öğrencinin şiddet eylemi özelinde, bunun münferit olmadığını,sıranın kendilerine gelebileceğini  ve çalıştığı eğitim kurumunda can güvenlikleri olmadığını ifade etmiş, önlem talep etmişti. Fatmanur Öğretmeni büyük olasılıkla dinleyen olmadı ve korktuğu fazlasıyla başına geldi. Fatmanur, bir eğitimci olarak sözünü dinletemiyordu; sözü itibar görmüyordu.

Fatmanur Çelik, kızıyla birlikte öldürüleceğine emindi; intihar süsü verileceğini düşünüyordu ve bu ihtimale karşı insanları uyarıyordu. Kendisine tecavüz ettikten sonra ailesinin zoruyla evlendirildiği adam kızını istismar ediyordu. Fatmanur bu adama karşı adalet mücadelesi veriyordu. Fatmanur susmamış, veya “kol kırılır yen içinde kalır” dememiş, kızı için hukuki bir mücadele başlatmıştı. En önemlisi, yaşadıklarını yüksek sesle dile getiriyordu. Ancak birkaç kadın siyasetçi ve avukat dışında Fatmanur’u kimse dinlememişti. Sözü itibar görmemişti.

Peki yardım istediği kadın avukat ve siyasetçileri dinleyen olacak mıydı? Kendilerinin veya başka kadınların başına gelebilecekler konusunda birilerini uyardıklarında, önlem talep ettiklerinde onların sözünün değeri olacak mıydı? Toplumsal konumları Fatmanur’lardan biraz daha güçlüydü; dolayısıyla dinlenme ihtimalleri daha yüksekti. Ancak hâlâ çok düşüktü. Yalnızca “yetkililer” değil, erkek meslektaşları da sözlerine çok itibar etmeyecekti.

Bu hafta sonu dünyanın dört bir yanında milyonlarca kadın da sokaklara çıkacak ve susmayacaklarını haykıracaklar.

Sahi biz kadınlar için susmayı, susturulmayı reddetmek neden bu kadar önemli? Takıntılı, dırdırcı olduğumuz için mi? Toplumsal olarak biraz daha güçlü konumda olanlarımızın egosu yüzünden mi? Dinlemeyi sevmediğimizden mi?

Hayır. Susmayı ve susturulmayı reddetmek bizim için bir hayatta kalma mücadelesi. Yaşayabilmek için yaşadıklarımızı yüksek sesle ifade edebilmeye ve sözlerimizin dinlenmesine ihtiyacımız var. Kadın mücadelesinin tarihi temel olarak susmayı reddeden kadınların tarihi.

Rebecca Solnit’in vurguladığı gibi, kadınların sözünün değersizleştirilmesi yalnızca iletişimsel bir sorun değil; doğrudan şiddetin ve cezasızlığın parçası.[i] Sessizliğin dayatıldığı bir ortamda kadınlar şiddet karşısında yardım isteyemez, yaşananlar görünmez kalır ve yalan ile inkâr kolayca kök salabilir. Bu nedenle susturma, suçların cezasız kalmasına zemin hazırlayan bir mekanizma olarak işler. Kadınların tarihinin önemli bir kısmı da tam olarak bu sessizliğin tarihiyle iç içedir. Kadınların konuşamadığı, deneyimlerini anlatamadığı ya da anlattıklarında sözlerine itibar edilmeyen bir dünyada, yaşanan şiddet hem görünmez kılınır hem de artarak sürer.

Kadınların farklı kamusal alanlarda susturulması, onları şiddet karşısında daha korumasız hâle getirir. Çünkü kadına yönelik şiddet çoğu zaman yalnızca fiziksel saldırıdan ibaret değildir; kadının sözünün reddi üzerine kuruludur. Bir kadının sözüne itibar edilmemesi, korkularının kuşkuyla karşılanması ya da bilgisinin değersizleştirilmesi, şiddetin temel koşulları arasındadır.

Rebecca Solnit’in de dikkat çektiği gibi, kadına yönelik şiddet çoğu zaman kadının sözünün reddine dayanır. Erkekler eşlerini susturmak için döver; sevgili ya da arkadaş tarafından gerçekleştirilen tecavüzün ardında ise kadının “hayır” sözünü duymama ve o “hayır”ın ardındaki gerçeğin — kadının kendi bedeninin tek hâkimi olduğu gerçeğinin — reddi vardır. Bu yüzden kadınlar için sözüne itibar edilmesi temel bir hayatta kalma aracıdır.

Bir kadının sözünün itibar görüp görmemesi yalnızca iletişimsel bir mesele değil; yaşamsal. Kendisini ölümle tehdit eden bir erkek hakkında uzaklaştırma kararı alınabilmesi için kadının bu itibar görmeye ihtiyacı vardır. Çocuğunu istismardan kurtarmak için bir kadının sözüne itibar edilmesine ihtiyacı vardır. Çalıştığı kurumda tanıklık ettiği şiddete karşı korunması için bir kadının sözüne itibar edilmesine ihtiyacı vardır. Tüm bunları gözlemleyip yetkililere ileten bir kadın siyasetçinin, şiddete karşı önlem alınmasını ve şiddet vakalarının azalmasını sağlamak için sözünün itibar görmesine ihtiyacı vardır.

Kadınların yakın çevrelerine, kolluk kuvvetlerine, savcıya, hâkime yaşadıklarını anlatabilmeye, onlar tarafından işitilmeye ve onları ikna edebilmeye ihtiyacı var. Eğer kadının sözü baştan itibaren kuşkulu sayılıyorsa, eğer anlatısı sorgulanıyor ya da küçümseniyorsa ve kadın susturuluyorsa yaşamı tehlikede olabilir.

Bu nedenle susturma yalnızca bir iletişim sorunu değil; bir adalet sorunu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Şiddetin görünmez kalması, faillerin cezasız kalması ve kadınların tehlike karşısında yalnız bırakılması bu susturma düzeninin sonuçları.

Kadın hareketinin yıllardır kurmaya çalıştığı feminist bellek tam da bu nedenle önemlidir. Özellikle ikinci dalga feminizmin yükselmesiyle kadınlar öncelikle birbirlerini dinleyerek, deneyimlerini paylaşarak ve tanıklıklarını kayda geçirerek başka bir kamusal alan yarattılar. Daha sonra bu deneyimlerin kişisel değil yapısal ve politik olduğunu yüksek sesle ifade ettiler. Çünkü kadınların anlattıkları çoğunlukla bireysel ve tesadüfi hikâyeler değil; başka kadınların da hikâyeleri; yapısal sorunların ifadesi.

İki Fatmanur’un hikâyesi de bize bunu hatırlatıyor. Onlar konuşmuştu. Tehlikeyi dile getirmiş, yardım istemiş ve uyarıda bulunmuşlardı. Toplumun onlara dayattığı susma pratiğini reddettiler aslında. Fatmanurların sesi olmaya çalışan kadın siyasetçi ve avukatlar da susmayı reddettiler. Fatmanurların yaşamının tehlikede olduğunu yüksek sesle dile getirdiler. Ama dinlenmediler. Sözlerine itibar edilmedi.

Kadınların susmama ısrarı tam da bu yüzden hayati. Çünkü bazen bir kadının söylediği tek bir cümle — “beni öldürebilir”, “güvende değilim”, “ondan korkuyorum”, “onunla aynı mekanda bulunamam” — bir alarmdır. Ve o alarm duyulmaması, sözün itibar görmemesi kadınların şiddete terk edilmesi anlamına gelebilir.

Kadınların sözlerine kulağınızı her tıkadığınızda aklınıza Fatmanurları getirin, başka Fatmanurları kaybetmeyelim diye. Kadınların sözünü değersizleştirdiğiniz, önemsemediğiniz, kestiğiniz her an kadınları şiddete maruz bırakan sisteme katkı niteliğinde. Kadın cinayetlerine ve şiddete suç ortaklığı yapmak istemiyorsanız kadınları susturmayın, kadınların sözlerine kulak asın!

Bizim susmamamız gerekiyor; susturulmamamız gerekiyor ki hayatta kalabilelim.

Susturulmayı reddediyoruz çünkü eşit ve özgür bir dünyada yaşamak istiyoruz.

 

[i] Solnit, R. (2017). The Mother of All Questions. Chicago: Haymarket Books.

Coşku Çelik

2019 yılında ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde doktorasını tamamladı. Doktora tezi Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından 2021 yılında Genç Sosyal Bilimciler Ödülleri Behice Boran özel ödülüne layık görüldü. 2019-2022 yılları arasında Kanada York Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Sosyal Bilimler bölümlerinde doktora sonrası araştırmacı ve misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Şu an Kadir Has Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde öğretim üyesi. Akademik ilgi alanları emek çalışmaları, kırsal kalkınma ve feminist ekonomi politik. Coşku Çelik, aynı zamanda Praksis Dergisi Yayın Kurulu üyesidir.

Bu yazı için gösterilecek etiket bulunmamaktadır.