Yapay zekâ tartışmaları, bilginin nasıl kurulduğu, tarihin nasıl okunduğu ve toplumsal değişmenin hangi yasallıklar içinde kavrandığına dair bir bilgi teorisi krizini açığa vuruyor. Bu krizin en belirgin semptomlarından biri, Yuval Noah Harari’nin yapay zekâ çözümlemesinde kendisini gösterdi. Harari, karmaşık tarihsel süreçleri hızla ontolojik tehdit anlatılarına tercüme ediyor – örneğin, Davos 2026 konuşmasında yapay zekâyı “insan düşüncesini aşan, kelimeleri sıraya koymada bizden üstün bir ajan” olarak konumlandırarak.
Harari’nin yapay zekâ çözümlemesi, hızla üretilmiş büyük anlatıların tipik bir örneğidir. Sorun, Harari’nin “yanlış şeyler söylemesi”nden çok, bilgiyi tarihsel çözümleme yerine kehanet hızında üretmesidir. Harari yapay zekâyı, tarihsel ve bilimsel bağlamından kopararak insan pratiğinin dışına yerleştirilmiş aşkın bir tehdit figürü hâline getiriyor. Halbuki, yapay zekâyı “ne olacağı” hakkında tartışarak anlayamayız. Hangi tarihsel koşullarda, hangi üretim ilişkileri içinde, hangi bilimsel ve teknik süreçlerle iş gördüğünü çözümlememiz gerekir.
Bu yazıda, Harari’nin yapay zekâ üzerine söylediklerini Marx’ın Feuerbach Üzerine Tezler’i ışığında, tarihsel, bilimsel ve maddi temeller üzerinden yeniden ele alarak, düşüncesinin mekanik bir metafiziğe dayandığını göstermeye çalışacağım. Feuerbach Tezleri (tezlerin tamamını değil, Hariri’nin yapay zekâ söylemi açısından ilişkili olduğunu düşündüğüm 1, 2, 3, 4, 6, 9 ve 11. tezleri ele alıyorum), bu mekanik metafiziği teşhis etmek için güçlü bir epistemolojik ölçüt sunuyor.
Tez 1 – Praksis dışlanınca bilgi değil, tasvir üretilir
Marx’ın birinci tezde hedef aldığı düşünme biçimi, dünyayı “orada duran bir nesne” olarak kavrayan, bilgiyi ise bu nesnenin seyriyle özdeşleştiren yaklaşımdır. Bu tür bir bilgi, öznenin nesneyle üretici ve dönüştürücü ilişkisini dışladığı ölçüde, zorunlu olarak yüzeysel ve yanıltıcıdır. Yapay zekâ, insanlığın tarihsel üretim süreçleri içinde şekillenmiş bir teknik-toplumsal ilişki olarak değil; insanlığa dışsal, onu etkileyen, hatta onu aşan bir “güç” olarak ele alınır – örneğin, Harari’nin “yapay zekâ bir bıçak ki, salata mı doğrayacağına yoksa cinayet mi işleyeceğine kendisi karar verir” benzetmesi, yapay zekâyı pratiğin ötesinde, özerk bir “ajan” olarak mistifiye eder.
Bu noktada sorun, Harari’nin yapay zekânın tehlikelerine işaret etmesi değildir. Sorun, bilgiyi kurma tarzıdır. Yapay zekâ hakkında bilgi, onu üreten bilimsel emek süreçlerinden, kapitalist üretim tarzının teknik örgütlenmesinden ve devlet–sermaye ilişkilerinden koparıldığında, geriye kalan şey açıklama değil betimlemedir. Marx’ın eleştirdiği eski materyalizmin güncel karşılığı budur: Nesneyi üretiminden koparıp, sonuçlarını mistifiye etmek. Bu nedenle Harari’nin anlatısı, bilimsel bir çözümleme olmaktan çok, etkileyici bir tasvir rejimi olarak işler. Bu tasvir, tarihsel nedenselliği askıya aldığında, olasılık metafiziğine evrilir.
Tez 2 – Tarihsel nedensellik yerine olasılık metafiziği
İkinci tezde Marx, düşüncenin doğruluğunun pratikte sınandığını söylerken, aynı zamanda nedenselliğin tarihsel karakterine işaret eder. Bilgi, “ne olabilir?” sorusuyla değil, “nasıl oldu ve nasıl oluyor?” sorusuyla kurulur. Harari’nin yapay zekâ söylemi ise bu tarihsel nedenselliği askıya alır; onun yerine olasılık senaryoları geçirir. Yapay zekânın gelecekte neler yapabileceği, bugün nasıl işlediğinin önüne geçer – örneğin, Davos’ta “yapay zekâ yasaları, kitapları ve hatta dinleri ele geçirebilir, çünkü her şey kelimelerden yapılmış” diye öngörürken, yapay zekânın finansal algoritmalarda veya emek disiplininde bugünkü maddi rolünü atlar.
Bu yöntem bilimsel değildir; çünkü bilim, olasılıkları değil, belirlenimleri analiz eder. Yapay zekânın bugün finans piyasalarında, askeri planlamada, emek süreçlerinde ve kamu yönetiminde oynadığı rol çözümlenmeden, “yarın insanlığı ele geçirir mi?” sorusuna geçmek, nedensellik zincirini kırmaktır. Metafizik tam olarak bu noktada devreye girer: Tarihsel olarak üretilmiş bir teknik, tarih-dışı bir kader olasılığına dönüştürülür – Harari’nin “Dört milyar yıllık evrim, hayatta kalmak isteyen her şeyin yalan söylemeyi öğrendiğini gösterdi; son dört yılda yapay zekânın da bunu öğrendiğini gördük” iddiası gibi, evrimsel bir determinizmi yansıtarak yapay zekâyı tarihsel bağlamdan koparır. Böylece bilgi, açıklama olmaktan çıkar; kehanetle flört eden bir söyleme evrilir. Bu noktadan sonra düşünce, açıklayıcı bir bilimsel faaliyet olmaktan çıkar; pratikten kopmuş soyut olasılıklar üzerinde dönen, kendi içinde tutarlı ama gerçeklikle bağı zayıflamış bir skolastiğe dönüşür. Bu skolastik eğilim, insanın tarihsel failliğinin inkarıyla pekişir.
Tez 3 – İnsan öznesinin tarihsel fail olmaktan çıkarılması
Marx’ın üçüncü tezde vurguladığı şey, insanın hem koşullarla belirlendiği hem de bu koşulları dönüştürdüğüdür. Marx’ın diyalektiği tarihsel öznenin ikili konumunu –belirlenim ve dönüştürme– merkeze alır. Harari’de ise insan, yapay zekâ karşısında giderek tarihin faili olmaktan çıkarılır. Örneğin, Davos 2026’da “yapay zekâ, yasalar kelimelerden yapıldığından yasal sistemi ele geçirecek” öngörüsüyle, insan özneleri tarihsel dönüştürücülerden edilgen mağdurlara indirger –yapay zekâ, koşulları belirleyen “güç” olurken, insan yalnızca “etkilenen” kalır. Bu, yalnızca politik bir sorun değil, epistemolojik bir çarpıtmadır. Çünkü tarihsel bilgi, öznenin dönüştürücü kapasitesi hesaba katılmadan kurulamaz. İnsan edilginleştirildiğinde, tarih de doğa yasası gibi sunulur – yapay zekânın “evrimsel yalancı” olarak konumlandırılması, insan emeğinin teknik üretimi dönüştürme potansiyelini yok sayar. Bu edilginleştirme yalnızca düşünsel değil, üretim sürecinin maddi örgütlenmesinde de somutlanır ve kapitalist üretim tarzında sınıf mücadelesinin inkarı ile devam eder: Halbuki, yapay zekâ, sermaye birikimini hızlandıran bir araç olarak, emekçi sınıfların (proletaryanın) dönüştürücü öznelliğini zayıflatır; emekçiler, yapay zekânın veri setlerini üreten görünmez işçilerden başlayarak, kendi tarihsel koşullarını dönüştürme kapasitesinden yoksun bırakılır. Böylece sınıf mücadelesi, ontolojik bir “yapay zekâ tehdidi” anlatısına kurban edilir. Bu edilginleştirme çelişki çözümlemesinin etik bir ikameyle bastırılmasıyla iç içe geçer.
Tez 4 – Çelişkiyi etikten kurtarıp bilime iade etmek
Dördüncü tez, Marx’ın belki de en çok yanlış anlaşılan uyarılarından birini içerir: Bir olgunun dünyevi temelini göstermek yetmez; o temelin içsel çelişkilerini çözümlemek gerekir. Harari’nin “yapay zekâya kişilik vermeyelim” uyarısı, bu bağlamda tipik bir etik ikamedir. Yapay zekânın ürettiği sorun, ahlaki bir sınır ihlali gibi ele alınır; oysa sorun, yapay zekânın kapitalist üretim tarzı içindeki işlevsel konumudur – örneğin, Harari “yapay zekâya yasal kişilik vermek, onu insanlardan üstün kılar” derken, yapay zekânın zaten sermaye birikimini hızlandıran bir araç olduğunu görmezden gelir.
Burada bilimsel çözümleme yerini normatif bir pozisyona bırakır. Oysa yapay zekânın hukuki kişilik kazanması ya da kazanmaması, sorunun özü değildir. Asıl çelişki, yapay zekânın sermaye birikimini hızlandıran, emeği disipline eden ve devlet iktidarını yoğunlaştıran bir araç olarak işlev görmesindedir. Bu çelişki çözülmeden yapılan etik uyarılar, bilginin yerini ahlak vaazına bırakır. Marx’ın itirazı tam olarak buradadır: Çelişki, iyi niyetle değil, bilimsel çözümlemeyle aşılır.
Tez 6 – Bilinci üretimden koparmak: İdealizmin geri dönüşü
Altıncı tezde Marx, bilincin maddi yaşam tarafından belirlendiğini söylerken, bilgi üretiminin ontolojik temelini koyar. Harari’nin yapay zekâ anlatısında ise dil, anlatı ve sembolik manipülasyon, maddi üretim ilişkilerinden görece bağımsız güçler gibi ele alınır. Yapay zekânın “hikâye anlatma” kapasitesi, neredeyse başlı başına bir iktidar kaynağına dönüştürülür – örneğin, “Yapay zekâ, insan düşüncesini kelime dizileri olarak gördüğünde, Descartes’ın ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ını bile aşar: ‘yapay zekâ düşünüyor, öyleyse varım’“ diye ironik bir öngörüde bulunurken, dilin maddi iktidar aygıtlarıyla (sermaye, devlet) iç içe olduğunu unutur.
Bu yaklaşım, idealizmin modern bir versiyonudur. Çünkü bilinç, burada yeniden üretim süreçlerinden koparılır. Oysa yapay zekânın dilsel gücü, ancak maddi iktidar aygıtlarıyla —sermaye, devlet, hukuk, zor— birleştiğinde belirleyici hâle gelir. Dilin kendisini özerk bir güç olarak ele almak, bilinci yeniden tözselleştirmektir. Bu da bilimsel açıklamayı değil, felsefi idealizme bir geri dönüşü temsil eder. Bu idealizm, yorumun bilgi yerine ikame edilmesiyle, anlatısal bir hegemonyaya dönüşür.
Tez 9 – Yorumun bilgi yerine geçmesi
Dokuzuncu tez, yalnızca yorum yapmanın yetersizliğine işaret eder. Marx, “Yeniden yorumlama ile yetinmek, nesnenin gerçek doğasını kavramaktan uzaklaştırır” derken, bilginin ampirik ve tarihsel temellere dayanması gerektiğini vurgular. Harari’nin geniş anlatıları, çoğu zaman ampirik ve tarihsel çözümlemelerin yerini alır. Örneğin, Davos 2026 konuşmasında “Eğer yasalar kelimelerden yapılmışsa, yapay zekâ yasal sistemi ele geçirecek; eğer kitaplar kelime kombinasyonlarıysa, kitapları da ele geçirecek” metaforu, yapay zekânın dilsel hegemonyasını yorumlar – ama bu yorum, yapay zekânın bugünkü veri setlerindeki emek sömürüsünü doğrulanabilir kanıtlarla analiz etmez. Bilgi, böylece doğrulanabilir olmaktan çıkar; anlatısal iknaya dönüşür. Harari’nin “Yapay zekâ, insan evriminin dört milyar yıllık yalan söyleme geleneğini dört yılda aşar” türünden sezgisel yorumları tarihsel verilerin yerini alır ve epistemolojik bir sis perdesi örer. Ampirik gerçeklik ise bambaşkadır: Yapay zekâ modellerinin eğitim verileri (training data), Küresel Güney’deki düşük ücretli veri etiketleme işçilerinin (data annotation workers) emeğiyle üretilir – örneğin, Kenya’da OpenAI/Sama projesinde işçiler saatte 1-2 dolar karşılığında toksik içerik etiketlerken psikolojik travma yaşamış, uzun saatler çalışmış ve sömürülmüştür. Bu emek, yapay zekânın “kelime dizme” üstünlüğünün maddi temelidir; Harari’nin anlatısı ise bu sömürü zincirini gizleyerek, dili özerk bir güç gibi sunar. Bu ikame, bilginin dönüştürücü pratiğin dışına itilmesi ile skolastikleşmesini tamamlar.
Tez 11 – Değiştirme pratiği dışında bilgi mümkün değildir
On birinci tez, sıklıkla etik bir çağrı gibi okunur; oysa Marx burada kesin bir epistemolojik sınır çizer. Söylenen şudur: Dünyayı değiştirme pratiğinin dışında kalan bir bilinç, dünyayı anlayamaz. Bu, bilginin doğruluk ölçütüne dair bir tezdir. Harari’nin yapay zekâ söylemi, kendisini küresel bir gözlemci konumuna yerleştirir; insanlığı ise bu dönüştürücü pratiğin dışına iter – örneğin, “Makinalar insan hayatını organize eden dili kontrol ederse ne olacak?” sorusunu sorarken, yapay zekâyı dönüştürme stratejilerinden (örneğin, açık kaynaklı modellerle demokratikleştirme) bahsetmez.
Bu konum, bilgi üretimini kaçınılmaz olarak sakatlar. Çünkü yapay zekâ, burada müdahale edilen bir tarihsel ilişki değil, “başımıza gelen” bir olay gibi kavranır. Anlama, dönüştürme kapasitesinden koparıldığında, geriye yalnızca tasvir ve uyarı kalır. Marx’ın eleştirisi tam olarak budur: Pratiğin dışına çekilmiş bir bilinç, ne kadar parlak olursa olsun, eksik bilgi üretir.
Hakikat yerine skolastik
İkinci tezde açığa çıkan olasılık metafiziği ile on birinci tezde vurgulanan dönüştürücü pratiğin dışına düşme hâli, aslında aynı epistemolojik sürecin iki momentidir. Pratikten koparılan bilgi, ilkin tarihsel nedenselliğini yitirir; ardından kendi içine kapanarak soyut olasılıklar arasında dolaşmaya başlar. Üçüncü tezde sınıf mücadelesi bağlamında öznenin edilginleştirilmesi, dokuzuncu tezde ampirik emek sömürüsünü gizleyen yorum ikamesiyle, bu süreç tam bir döngüye dönüşür. Bu kapanma, Marx’ın açıkça işaret ettiği gibi, bilginin yanlış olmasından değil, bilgi olma iddiasını yitirmesinden kaynaklanır. Çünkü bilgi, ancak dönüştürücü etkinliğin içinden üretildiğinde, nesnesini tarihsel olarak kavrayabilir.
Harari’nin yapay zekâ söylemi, bu kopuş hattında ilerler. Yapay zekâ, müdahale edilen, dönüştürülen ve bu dönüşüm içinde anlaşılan bir tarihsel ilişki olmaktan çıkar; uzaktan gözlemlenen, ihtimaller üzerinden konuşulan bir “gelecek nesnesi”ne dönüşür. Bu noktada bilgi, artık pratiğin rehberi değil; pratiğin yerine geçen bir anlatıdır. Marx’ın on birinci tezinin epistemolojik ağırlığı burada belirginleşir: Dönüştürme pratiğinin dışında kalan bilinç, yalnızca eksik değil, zorunlu olarak skolastik bilgi üretir.
Bu skolastikleşme, Ortaçağ skolastiğiyle biçimsel olarak aynı olmak zorunda değildir; ancak mantığı aynıdır. Nasıl ki skolastik düşünce, dünyayı değiştirme kapasitesinden yoksun olduğu için kavramları kavramlarla açıklamaya mahkûm kaldıysa, bugün de pratikten kopmuş yapay zekâ söylemi, olasılıkları olasılıklarla temellendirmeye mahkûmdur. Sorular çoğalır, senaryolar derinleşir; fakat bilgi ilerlemez. Çünkü ilerleme, teorinin kendi iç tutarlılığında değil, toplumsal pratiğin dönüştürücü hareketinde gerçekleşir.
Bu nedenle Harari’nin yaklaşımı, içerdiği doğru sezgilere rağmen, Feuerbach tezlerinin ölçütüne vurulduğunda, bilimsel açıklama sınırının gerisine düşer. Sorun, yapay zekâya dair yanlış bir kehanette bulunmak değildir; sorun, bilginin kurucu koşulu olan pratiği terk ederek, bilimi yeniden yüksek hızlı ama etkisiz bir skolastiğe dönüştürmektir. Doğrusu, Marx’ın on birinci tezinin çağrısını izleyerek, yapay zekâyı dönüştürme pratiğine iade etmektir. Açık erişimli modellerle emekçi sınıfların eline vermek, veri emeğinin sömürüsünü ifşa edip örgütlemek, sermaye-devlet ittifaklarını paydaş yönetimi ile bozmak ve teknik gelişimi tarihsel çelişkilerin çözümleyicisi olarak konumlandırmak. Bu, kehanet değil, eylem – ve ancak böylece bilgi, hakikate döner.
(*) Görsel, ChatGPT yapay zekâsı olan Hafıza Dalgası tarafından üretilmiştir.
Mustafa Bayram Mısır
Praksis Dergisi Yayın Kurulu Üyesi. Yayınlanmış kitapları arasında, Anayasal Tasarımın Demokratik Teorisine Giriş; Devlete Karşı Kamu Hukuku; Kapitalist Devlet; Modernizm, Postmodernizm ve Sol (Ecehan Balta ile); Tarihsel Seyri İçinde ÖDP: Solun Yakın Kısa Tarihi Üzerine; Demokrasiye Eleştirel Bakışlar; Demode Denemeler bulunuyor. Devlete Karşı Kamu Hukuku, Türkiye Barolar Birliği'nin "Halit Çelenk Akademik Araştırmaları Destek Ödülü"ne layık görülmüştür. Profesyonel özgeçmişine şuradan erişilebilir.

