Praksis Güncel

güncel tartışma platformu

Yapay zekâ veri merkezlerine karşı mücadele, küresel sınıf savaşının en yeni cephesi

Bu içeriği paylaş:

Büyük Teknoloji (Big Tech) şirketlerinin veri merkezi inşaatlarını her kıtaya yaymak yönündeki amansız çabaları, giderek büyüyen bir kitlesel direniş hareketini tetiklemiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nden İrlanda’ya, Şili’den Malezya’ya kadar yerel topluluklar; su kaynaklarının tükenmesi, hızla artan elektrik faturaları, hava ve gürültü kirliliği ile çevresel tahribata karşı protestolar düzenlemektedir. Veri merkezi patlamasının arkasındaki temel dinamik ise yapay zekâ (YZ) devrimidir. YZ eğitimi ve hesaplama kapasitesini (compute power) sağlamak için gereken sermaye ve enerji miktarı hızla artmaktadır. Hesaplama gücündeki bu muazzam artış ise bilgisayarların soğutulması için devasa miktarlarda elektriğin yanı sıra su kullanımını da zorunlu kılmaktadır. Enerji gereksinimlerindeki bu tsunami benzeri dönüşüm, veri merkezlerinin kurulacağı arazilere, bu merkezleri besleyecek enerji kaynaklarına ve YZ teknolojilerinin ihtiyaç duyduğu nadir toprak elementleri ile diğer kritik minerallere yönelik küresel bir kapışmaya yol açmıştır.

Veri merkezi patlaması hiçbir kıtayı dışarıda bırakmamıştır. Yeni nesil hiper ölçekli (hyperscale) veri merkezlerinin maliyeti 100 milyar doları aşmakta; bir gigavatın üzerinde enerji üretimi/tüketimi kapasitesine ulaşmakta—ki bu ortalama büyüklükte bir nükleer santrale eşdeğerdir—ve binlerce dönümlük alanlara yayılmaktadır. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri veri merkezi büyümesinin en hızlı yaşandığı ülkeler olmakla birlikte, yatırımlar her iki ülkeden ve Avrupa’dan yeni bölgelere doğru da akmaktadır. Güneydoğu Asya benzeri görülmemiş bir veri merkezi patlaması yaşamaktadır; Malezya, Tayland, Vietnam, Filipinler, Endonezya ve Singapur’da büyük merkezler oluşmaktadır. Latin Amerika da Güneydoğu Asya’daki genişlemeyi andıran kendi büyüme dalgasını yaşamaktadır; Meksika, Brezilya, Şili, Kolombiya ve Peru’da yeni merkezler ortaya çıkmakta, denizaltı kabloları bu merkezleri küresel ağlara bağlamaktadır.

Afrika’da da benzer bir inşaat patlaması yaşanmaktadır; Güney Afrika, Kenya, Nijerya ve Fas’ta büyük veri merkezi kümeleri oluşmaktadır. Veri merkezleri, ucuz araziye erişim, bol fosil yakıt kaynakları ve ulusal varlık fonlarında bulunan milyarlarca dolarlık yatırım kapasitesinin etkisiyle Orta Doğu’da da hızla çoğalmaktadır. Suudi Arabistan’ın 40 milyar dolarlık fonu, 2024 yılında onu yapay zekâ alanındaki dünya çapındaki en büyük yatırımcı haline getirmiştir. Aynı yıl hem Suudi Arabistan hem de Birleşik Arap Emirlikleri, veri merkezleri, araştırmacılar ve diğer YZ girişimleri için 100 milyar dolarlık yatırım planlarını duyurdu. OpenAI CEO’su Sam Altman’ın sözleriyle: “Zaman içinde dünyanın büyük bir bölümünün veri merkezleriyle kaplanacağını tahmin ediyorum.”

ABD’nin Utah eyaletinde inşaatı devam eden bir veri merkezi, bu devasa yatırımların muazzam boyutları hakkında bir fikir veriyor. Tamamlandığında, Manhattan adasının iki katı büyüklüğünde bir alanı kaplayacak, Utah eyaletinin tamamının tükettiğinden daha fazla elektrik gerektirecek ve kuraklığın vurduğu bu bölgeden muazzam miktarda su çekecek. Birleşmiş Milletler’in yakın zamanda yayınladığı bir rapora göre, 2030 yılına kadar küresel yapay zekâ gelişimi yıllık 945 teravat-saat elektrik ve 9,3 trilyon litre su — 1,3 milyar insanın su ihtiyacına eşdeğer — talep edecek ve bu da su kıtlığını ve kuraklığı daha da şiddetlendirme tehdidi oluşturacak. Amerika Birleşik Devletleri’nde, kurulması planlanan veri merkezlerinin yaklaşık üçte ikisi, geçtiğimiz yıl boyunca ülkenin en kurak bölgeleri arasında yer alan yerlere inşa edilecek. Planlanan 809 veri merkezinden 517’si, geçtiğimiz yıl boyunca kuraklık koşullarının yaşandığı bölgelerde bulunuyor.

Pax Silica ve YZ- Sermaye Kompleksi

Yapay zekâ, dünya çapındaki birikim ağlarını derinleştiriyor, yeni sınıf ve iktidar ilişkileri ortaya çıkarıyor ve küresel ölçekte dönüştürücü bir etki yaratma potansiyeli taşıyor. Hızla genel amaçlı bir teknolojiye dönüşüyor — yani, elektrik veya internet gibi, ekonominin ve toplumun tüm kollarına yayılıyor ve her şeye entegre oluyor. 2025 yılında ABD’deki ekonomik büyümenin neredeyse tamamı dijital teknolojilere yapılan yatırımlardan kaynaklandı. Yapay zekâ odaklı teknolojilerin küresel ekonominin tam merkezine nasıl yıldırım hızıyla yükseldiğini göstermek gerekirse, yalnızca ABD’de bu teknolojilere yapılan düzeltilmiş yıllık özel sabit yatırımlar 1970’te 17 milyar dolardan 1980’de 65 milyar dolara, 1990’da 175 milyar dolara, 2000 yılında 496 milyar dolara, 2020’de 800 milyar doları aştı ve ardından 2026’nın başlarında 1,5 trilyon dolara ulaştı. Dünya genelinde, yapay zekâ harcamalarının 2026’da toplam 2,5 trilyon dolara ulaşacağı ve bu rakamın 2025’e göre yüzde 44 artış göstereceği tahmin ediliyordu. Bunu daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse, 2025 yılında yapay zekâ altyapısının genişlemesi, küresel GSYİH’nin neredeyse yüzde üçünü oluşturdu.

Yapay zekâ kullanımı da dünya çapında hızla artıyor. 2024 yılında, Stanford Üniversitesi’nin İnsan Odaklı Yapay Zekâ Merkezi tarafından yapılan ankete katılan kuruluşların yüzde 78’i yapay zekâ kullandığını bildirirken, bu oran sadece bir yıl önce yüzde 55 idi (aynı dönemde üretken yapay zekâ kullananların oranı yüzde 33’ten yüzde 71’e sıçradı). Çin, 2023’ten 2024’e kadar yapay zekâ kullanımında en yüksek büyüme oranını (yüzde 27) sergiledi. Yapay zekâya olan bu artan bağımlılık, dünya kapitalist sisteminin merkez ülkeleriyle sınırlı değildir. Yüzde 78’lik rakam küresel bir ortalamadır. Bu oran Asya-Pasifik’te yüzde 72, Avrupa’da yüzde 80, Kuzey Amerika’da yüzde 82, Çin’de yüzde 75 ve Stanford raporunun “gelişmekte olan pazarlar” olarak adlandırdığı, Hindistan, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile Orta ve Güney Amerika’yı da içeren bölgede yüzde 77 olarak gerçekleşti.

Yeni yapay zekâ tabanlı teknolojiler, insan etkileşimlerinin her alanını şekillendiriyor. Artık pek çok şirket, devlet, siyasi ve askeri kurum, okul ve hastane, işleyişi için bu teknolojilere bağımlı hale gelmiştir. Küresel ekonomimizin ve toplumumuzun bu teknolojilere olan bu bağımlılığı, büyük teknoloji şirketlerine ve bunları kontrol eden milyarderlere, finansörlere ve savaş baronlarına devletler ve halklar üzerinde muazzam bir yapısal güç kazandırmaktadır. Yapay zekânın hesaplama ihtiyaçlarını karşılamak için veri merkezlerinin büyük ölçüde genişlemesi, ortaya çıkan bu yapay zekâ sermaye güç bloğunun temelini oluşturuyor. Bu yeni egemen sınıf, dev teknoloji şirketlerini, ulusötesi finans sermayesini ve askeri-endüstriyel-baskı kompleksini bir araya getiren ulusötesi sermayenin üçlü bir bloğu olarak birleşiyor — başka bir deyişle, bu blok Silikon Vadisi, Wall Street ve Pentagon’u bir araya getiriyor.

Yapay zeka devrimi, ulusötesi kapitalist sınıfın küresel işçi sınıfı üzerindeki sınıf iktidarını ve kapitalist devletler üzerindeki yapısal gücünü büyük ölçüde artırmıştır. 14 Ocak 2025’te ulusa yaptığı son veda konuşmasında, görev süresi sona eren ABD Başkanı Joe Biden, bir “teknoloji-sanayi kompleksi”ne ve “çok az sayıda ultra zengin kişinin elinde tehlikeli bir şekilde yoğunlaşan iktidar” yoluyla “şekillenmekte olan yeni bir oligarşi”ye karşı uyarıda bulundu — bu uyarı, Başkan Dwight Eisenhower’ın 1961’de “askeri-endüstriyel kompleksin neden olduğu tehlikeler” hakkında yaptığı ünlü son konuşmasını yeniden gündeme getirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, yapay zekâ alanındaki yeni düzenlemeyi “Pax Silica” olarak adlandırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı Ekonomi İşlerinden Sorumlu Müsteşarı Jacob Helberg, Aralık 2025’te yaptığı açıklamada, “Yirminci yüzyıl petrol ve çelikle geçtiyse, yirmi birinci yüzyıl bilgi işlem ve bunu besleyen minerallerle ilerleyecek” dedi. Pax Silica, “tarihi fırsatları ve enerji, kritik mineraller, imalat, teknolojik donanım, altyapı ve henüz keşfedilmemiş yeni pazarlara yönelik talebi” tetikleyecek “küresel tedarik zincirleri”nin geliştirilmesini içeriyor. İkinci döneminin ilk yılında Trump yönetimi, yapay zekâ alanında kapsamlı düzenlemeler gerçekleştirdi ve veri merkezlerinin büyük ölçüde genişletilmesini destekleyeceğine dair sözler verdi.

Yeni hegemonik sermaye kompleksinin önderliğinde, ulusötesi kapitalist sınıf, yapay zekâ teknolojisi ve veri merkezlerinin taleplerini karşılamak üzere toprak, enerji ve maden kaynaklarını ele geçirirken, daha aşırı biçimlerdeki harfiyatçı (extractivist) birikime yönelerek, dünya çapında dijital teknolojiyle beslenen yağmacı bir genişleme dalgasını tetiklemiştir. Venezuela’dan İran’a, Kongo ve Sudan’daki iç savaşlardan Washington’un Grönland’ı ele geçirmesine ve ABD şehirlerindeki ICE terörüne kadar uzanan küresel girdabın ardındaki büyük resim budur.

Ulusötesi kapitalist sınıfın elindeki yapay zekâ (YZ), küresel işçi sınıflarına ve emekçi halk kesimlerine karşı yürütülen bir sınıf savaşının aracıdır. YZ, emek sürecinin algoritmik olarak yeniden yapılandırılması ve doğrudan otomasyon yoluyla emeğin vasıfsızlaştırıldığı, güvencesizleştirildiği ve üretim sürecinin dışına itildiği süreci hızlandırmaktadır. Bunun yaratacağı kitlesel işsizleşme (jobs apocalypse) felaketinin diğer yüzü ise, hâlâ ihtiyaç duyulan işçilerin—veri işçileri de dâhil olmak üzere—daha da değersizleştirilmesi ve sefalet koşullarına itilmesidir. Nitekim veri işçilerinin kendileri dahi gezici/göçebe emekçilere indirgenmektedir. Bir araştırma, OpenAI’nin popüler yapay zekâ sohbet robotu ChatGPT’yi geliştiren emekçilerin durumunu incelemiştir. Araştırmanın bulgularına göre burada ücretler öylesine düşüktü ki, bu işçilerin bir kısmı barınma masraflarını karşılayamadıkları için evsiz kalıyordu.

Savaş, toplumsal denetim ve baskı mekanizmaları da dijitalleşmekte ve otomatikleşmektedir. Küresel yapay zekâ tedarik zincirleri; maden çıkarımından üretime, veri merkezi işletiminden altyapı yönetimine kadar uzanan geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu zincirin her aşaması, toplulukların yerinden edilmesini, emeğin sömürülmesini ve direnişlerin bastırılmasını beraberinde getirmektedir. Büyük teknoloji şirketleri (Big Tech), dünyanın dört bir yanındaki askeri ve güvenlik kurumlarının içine yerleşmeye çalışmaktadır. Yapay zekâ devleti (AI state), daha gelişmiş gözetleme ve kontrol kapasitesine sahip bir savaş devletidir. Dünya çapındaki sermaye yatırımı ve birikiminin genel yönelimi, ileri düzey yapay zekâ destekli militarizasyona doğru kaymaktadır.

Topluluklar Veri Merkezi İşgaline Karşı Direniyor

Bu perspektiften bakıldığında, dünya genelinde veri merkezi inşaatı patlamasına karşı giderek büyüyen direniş, aşağıdan yükselen bir işçi sınıfı mücadelesi olarak görülmelidir. “Avrupa’nın Silikon Vadisi” olarak anılan İrlanda, veri merkezi istilasına (data center invasion) karşı gelişen kitlesel hareketiyle küresel dikkat çekmiştir. Ülke, dünyadaki en büyük veri merkezi kümelenmelerinden birine sahiptir. Yalnızca Dublin’deki onlarca veri merkezi, ülkedeki tüm kentsel konutların toplamından daha fazla elektrik tüketmekte ve bugün ülkenin elektrik arzının yüzde 20’sinden fazlasını kullanmaktadır.

Friends of the Earth tarafından hazırlanan bir rapor, İrlanda’daki veri merkezlerinin büyük ölçüde fosil yakıtlara dayandığını, enerji fiyatlarını yukarı çektiğini ve önümüzdeki on yıl içinde hane halklarının elektrik faturalarına yaklaşık 740 dolara kadar ek yük getirmesinin beklendiğini ortaya koymuştur.

Meksika’da bir Microsoft veri merkezinin yakınında yaşayan bölge sakinleri, tesisin 2024’te faaliyete geçmesinden bu yana elektrik kesintilerinin daha sık hale geldiğini ve su kesintilerinin haftalarca sürebildiğini; bunun okulları ve hastaneleri etkilediğini ifade etmektedir. Şili’de aktivistler, 2024 yılında Google’ın genişleme planlarını durdurmayı başarmıştır. Hollanda’da protestocular, bu ay Microsoft’un planladığı tesis için yürütülen inşaat alanına erişimi engellemiştir. Malezya’da Johor eyaletindeki yurttaşlar, ülkenin ilk veri merkezi protestosunu düzenleyerek toz ve gürültü kirliliği nedeniyle tazminat talep etmişlerdir. Birleşik Krallık, Brezilya, İspanya, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin farklı bölgelerinde de benzer protestolar gerçekleşmiş; böylece milyarder teknoloji oligarklarına karşı küresel ölçekte gelişen bir karşı koyuş hareketi ortaya çıkmaya başlamıştır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde her 10 kişiden 7’si, kendi yaşadıkları topluluklarda veri merkezleri kurulmasına karşı çıkmaktadır. Bu tepki dalgası, Haziran 2026 itibarıyla yerel, bölgesel (county), eyalet ve ulusal düzeylerde yeni veri merkezi inşaatlarına ilişkin 100’den fazla moratoryum önerisinin ortaya çıkmasına yol açtı. ABD üniversite kampüslerindeki mezuniyet törenlerinde, konuşmacılar yapay zekâdan söz ettikleri anda mezun öğrenciler tarafından yuhalandılar. Mayıs 2026’da önde gelen aktivistler, gazeteciler, akademisyenler ve araştırmacılardan oluşan bir grup, yapay zekâ sermayesinin ele geçirme sürecine karşı gelişen direnişleri belgeleyen, kamuya açık küresel bir veri tabanı olan AI Resist List’i başlatmıştır.

Egemen sınıf bu gelişmeleri fark etmektedir. Polis teşkilatları ile diğer devlet güvenliği ve istihbarat kurumlarının, veri merkezlerini eleştiren kesimleri gözetlediğine ve hatta bu eleştirileri kriminalize etmeye hazırlandığına ilişkin giderek daha fazla kanıt ortaya çıkmaktadır.

Devlet Mülkiyeti ve Yapay Zekânın Geleceği

Mart ayında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, yapay zekânın geliştirilmesine ilişkin “insanlığın güvenliğini sağlamak” amacıyla “makul bir ara” verilmesini öngören Yapay Zeka Veri Merkezi Moratoryum Yasası (AI Data Center Moratorium Act) tasarısını sundular. Sanders ayrıca kamuoyunun yapay zekâ şirketlerinde yüzde 50 oranında mülkiyet payına sahip olması gerektiğini savunuyor. Haziran ayının başlarında Sanders, bu öneriyi görüşmek üzere OpenAI CEO’su Sam Altman’la bir araya geldi. Altman, kamunun bir ölçüde sürece dâhil olması gerektiğini kabul etti; ancak teknoloji şirketlerini hisselerin kontrolünden mahrum bırakacak Sanders’ın yüzde 50’lik eşiğini desteklemediğini açıkça belirtti.

Bununla birlikte, bu tür kamusal mülkiyet düzenlemeleri, düzenlemenin niteliğine bağlı olarak, sermayenin ayrıcalıklarını sınırlayan bir mekanizma olarak işleyebileceği gibi sermayeye sübvansiyon sağlama aracı olarak da işlev görebilir. Şu ana kadar devletin özel sektöre müdahalesi, düzenleyici bir aktör olmaktan çok, dijital temelli birikimin ve savaş ekonomisinin gelişimini yönlendirmek ve güçlendirmek biçiminde gerçekleşmiştir. Bu durum, ortaya çıkmakta olan Pax Silica dünya düzeninin belirli biçimlerde devlet kapitalizmini gerektirdiğine işaret etmektedir.

2026 yılının başlarında ABD hükümeti, yapay zekâ sermayesi kompleksinin içindeki özel şirketlerde hisse edinmek üzere başlangıçta 10 milyar dolarlık bir kaynak ayırmıştır. Bu şirketler arasında yarı iletken üreticisi Intel, askeri şirket L3Harris Missile Solutions ve nadir toprak madenciliği şirketleri MP Materials ile USA Rare Earth gibi firmalar bulunmaktadır. Buna ek olarak Beyaz Saray, “savunma sanayi altyapısını yeniden canlandırmak” amacıyla bir başkanlık kararnamesi yayımlamış; bu kararname federal hükümetle çalışan özel yüklenicileri, “savaşçı becerisi ve harbe hazırlık” (warfighter capability and readiness) önceliklendirdiklerini kanıtlamakla yükümlü kılmıştır. Senato mevzuatı daha sonra bu kararı yasalaştırarak yüklenicilerin “nitelikli savunma yatırım planları” (qualified defense investment plans) sunmasını zorunlu hale getirmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde kamusal yapay zekâ mülkiyetinin sermayenin gücünü daha da pekiştiren bir araç olarak mı işleyeceği, yoksa sermayeyi işçi sınıfına ve halk kesimlerine karşı daha duyarlı olmaya mı zorlayacağı; yükselen sınıfsal ve toplumsal mücadelelerin nasıl gelişeceğine bağlı olacaktır.

Yazı, 23 Haziran 2026 tarihinde Truthout‘ta yayımlanmıştır.

Görsel Bilgisi: 23 Mayıs 2026 tarihinde, Utah eyaletinin Salt Lake City kentinde, Box Elder İlçesindeki Stratos veri merkezinin inşasına karşı çıkmak amacıyla Utah Eyalet Meclis Binası önünde düzenlenen protesto eylemine katılan göstericiler (Natalie Behring / Getty Images).

William I. Robinson

Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara'da (UCSB) sosyoloji profesörüdür. Aynı zamanda Latin Amerika ve İberya Çalışmaları ile UCSB'deki Küresel ve Uluslararası Çalışmalar programlarına bağlı olarak görev yapmaktadır Akademik araştırmaları makro ve karşılaştırmalı sosyoloji, küreselleşme ve ulusötesileşme, politik ekonomi, politik sosyoloji, kalkınma ve toplumsal değişim, göç, Latin Amerika ve Üçüncü Dünya üzerine odaklanmaktadır. Son kitabı Can Global Capitalism Endure? 2022'de yayımlanmıştır.

Bu yazı için gösterilecek etiket bulunmamaktadır.