Praksis Güncel

güncel tartışma platformu

Emisyon ticaret sistemi: Sermaye için dolar yeşili, toplum için gri bir gelecek

Bu içeriği paylaş:

İklim krizinin derinleştiği günümüzde devletler, emisyonları azaltmaya yönelik çeşitli yasal ve ekonomik araçlara başvurmaktadır. Bu araçlardan biri olan emisyon ticareti sistemi (ETS), Türkiye’nin Temmuz 2025’te kabul ettiği İklim Kanunu ile ulusal düzeyde hukuki çerçeveye kavuşmuştur. Ancak bu sistemin temelindeki piyasa mantığı, iklim krizinin sistemsel nedenlerini göz ardı ederek “kirletme hakkını” metalaştırmakta, çevresel adalet yerine kârlılığı esas almaktadır.

ETS, devletin belirlediği toplam emisyon sınırı (cap) çerçevesinde şirketlere belirli miktarda karbon salımı hakkı tahsis etmesini ve bu hakların piyasada alınıp satılmasını mümkün kılan bir sistemdir. Amaç, toplam emisyonların sınırlandırılması ve şirketlerin bu sınır altında kalmak için ya teknolojik dönüşüme gitmesi ya da karbon hakkı satın almasıdır (Ellerman, Joskow & Harrison, 2003). Sistemin savunucuları, bu mekanizmanın çevresel hedeflere maliyet-etkin biçimde ulaşılmasını sağladığını iddia eder.

Karbon ticareti, ETS’nin temelidir. Bu sistemde karbon, ekonomik bir meta haline gelir. Şirketler ihtiyaç duydukları kadar karbon salımı hakkını piyasadan satın alabilir ya da fazla haklarını satarak gelir elde edebilir. Bu durum, “karbon nötr” olmayı teknik bir dengelemeye indirger. Örneğin, yüksek salım yapan bir enerji şirketi, bir başka coğrafyada finanse ettiği ağaçlandırma projesi sayesinde kendi emisyonlarını “dengelediğini” öne sürebilir (Böhm, Misoczky & Moog, 2012). Ancak bu tür yaklaşımlar, gerçekte emisyonları azaltmak yerine onları yeniden dağıtmakta ve sorunun kaynağına dokunmamaktadır.

Türkiye’de ETS ve İklim Kanunu: Yeşil göz boyama mı, kurumsallaşmış talanın yeni aracı mı?

Türkiye’de 2025 yılında kabul edilen İklim Kanunu, ilk bakışta ulusal bir iklim politikası geliştirme iradesinin ürünü gibi sunulsa da, esasen piyasa temelli araçlara dayanarak sermaye çevrelerine yeni manevra alanları açan bir düzenlemedir. Bu bağlamda Emisyon Ticareti Sistemi’nin (ETS) kurulmasına yönelik düzenlemeler, iklim krizine neden olan yapısal sorunlara çözüm üretmek bir yana, bu sorunları görünmez kılmakta ve sermaye birikimini ekolojik bir çerçeveye taşımaktadır. Türkiye’de ETS, çevresel dönüşüm değil, ekonomik uyum, dış baskılara yanıt ve yatırımcılara güven verme kaygısıyla şekillenmektedir.

İklim Kanunu’nda ETS’nin temel amacı, karbon salımına bir maliyet yükleyerek şirketleri azaltıma teşvik etmek gibi gösterilse de, gerçekte sistemin işleyişi şirketlerin kirletme hakkını satın alarak faaliyetlerine aynen devam etmesine imkân tanımaktadır. Türkiye’deki karbon yoğun sanayiler (çimento, enerji, demir-çelik vb.) yıllardır çevresel düzenlemelerden kaçmak için lobi faaliyetleri yürütmüş ve şimdi ETS sayesinde yasal zırh kazanmıştır. Emisyon azaltmak yerine, salımı finanse etmek esas alınmaktadır. Bu, “kirleten öder” değil, “kirleten satın alır” modelidir.

İklim Kanunu’nda “adil geçiş” ilkesi soyut bir taahhüt olarak yer almakta, ancak bu geçişin nasıl sağlanacağına, hangi sektörlerin nasıl dönüştürüleceğine, hangi işçilerin nasıl korunacağına dair hiçbir bağlayıcı mekanizma içermemektedir. Emisyon ticaretinden elde edilecek gelirlerin toplumsal faydaya mı yoksa karbon borsası oyuncularına mı gideceği belirsizdir. Enerji ve sanayi şirketleri emisyon hakları üzerinden spekülasyon yapabilecek, ancak işçiler, çiftçiler ve kırılgan gruplar bu sistemde yalnızca maliyetin yükünü taşıyacaktır. Türkiye’nin mevcut sosyo-ekonomik eşitsizlik ortamında ETS’nin sosyal adaleti sağlaması olanak dışıdır.

Türkiye’de ETS’nin hazırlanma süreci, kamuoyundan, akademiden ve en önemlisi etkilenecek topluluklardan gizlenmiştir. Karar alma süreçlerine sendikalar, kadın örgütleri, yerel yönetimler veya çevre hareketleri dâhil edilmemiştir. Tersine, sistem teknik uzmanlar ve piyasa aktörleri arasında şekillendirilmiş, “uzmanlık” kisvesi altında demokratik denetim dışına itilmiştir. Bu durum, sadece karbonun değil, karar alma süreçlerinin de metalaştırıldığını göstermektedir. Türkiye’deki ETS, katılımcı bir iklim politikasının değil, teknokratik kapitalizmin bir örneğidir.

Türkiye’nin ETS’ye yönelmesinde belirleyici olan, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ile ihraç edilen ürünlere karbon maliyeti yükleyecek olmasıdır. Bu nedenle ETS, iklim krizine karşı alınmış yerel ve etik bir önlem değil, ihracatın devamı için uyarlanmış bir teknik çözümdür. Türkiye’nin iklim politikasının dış ticaretle uyumlu hale getirilmesi, bu politikaların sermaye lehine araçsallaştırıldığını göstermektedir. ETS, bir “yeşil dönüşüm” değil, yeşil sömürü mekanizmasının kurumsallaşmasıdır.

ETS’nin uygulanabilmesi için gerekli olan izleme, raporlama ve doğrulama (MRV) altyapısı Türkiye’de ciddi biçimde yetersizdir. Emisyon verilerinin güvenilirliği, şirketler ve devlet kurumları arasında sıkça gizlilikle korunmakta, kamu denetimi yapılamamaktadır. Bu koşullarda ETS, sadece görünürde işleyen, ancak içeriği belirsiz bir “karbon pazarı”na dönüşecektir. Bu durum, iklim politikasını şeffaflıktan uzak, sermayeye hizmet eden bir tür karbon borsası oyununa indirgemektedir.

Alternatifimiz: Piyasa dışı iklim politikaları

Emisyon ticareti sistemleri, piyasa mantığına dayandığı için iklim krizinin temel nedenlerine müdahale edemez. Gerçek bir ekolojik ve toplumsal dönüşüm için piyasa dışı, kamucu, katılımcı ve adalet temelli yaklaşımlar geliştirilmelidir. Bu alternatifler, sadece emisyonları azaltmakla kalmaz; aynı zamanda yapısal eşitsizlikleri dönüştürmeye, demokratik katılımı artırmaya ve doğayla uyumlu bir yaşamı mümkün kılmaya yöneliktir.

Zorlayıcı Emisyon Sınırları: Her sektör için bilimsel verilere dayalı doğrudan sınırların konulması, emisyon azaltımını piyasanın insafına bırakmak yerine yasal zorunluluk haline getirir. Sınırlar, iklim bilimiyle uyumlu karbon bütçelerine göre belirlenmeli ve sektörlerin bu hedeflere ulaşması denetlenmelidir. Bu yaklaşımda şirketlerin değil, kamunun öncelikleri belirleyici olur.

Kamusal Yatırımlar ve Planlama: Yenilenebilir enerji, toplu taşıma, enerji verimliliği, ekolojik tarım ve yalıtım gibi alanlara yapılacak doğrudan kamusal yatırımlar hem istihdam yaratır hem de emisyonları azaltır. Bu yatırımlar özel sektörün inisiyatifine bırakılmamalı, kamusal planlamayla, sosyal fayda öncelenerek organize edilmelidir. Aynı zamanda bu yatırımların yerel ihtiyaçlara göre şekillenmesi, bölgesel eşitsizliklerin azaltılmasına katkı sunar.

Demokratik Enerji Planlaması ve Enerji Demokrasisi: Enerji üretim ve dağıtımının merkezi şirketlerden alınıp yerel yönetimler, kooperatifler ve halk meclisleri gibi topluluk temelli yapılara devredilmesi, hem katılımı hem de yerel düzeyde enerji hakkının savunulmasını mümkün kılar. Enerji demokrasisi, yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda politik bir dönüşümü ifade eder. Bu modelde, enerji sadece bir hizmet değil, ortak bir yaşam hakkı olarak ele alınır.

İklim Adaletini Önceleyen Politikalar: Toplumsal eşitsizlikleri gözeten, kadınları, işçileri, yerli halkları ve marjinalleştirilmiş toplulukları karar alma süreçlerine dahil eden katılımcı modeller benimsenmelidir. İklim politikalarının toplumsal cinsiyet eşitliği, gelir adaleti ve tarihsel sorumluluk ilkeleriyle bütünleştirilmesi gereklidir. Ayrıca, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen grupların iklim çözümlerinin tasarımında aktif rol alması sağlanmalıdır.

Kâr Odaklılıktan Ortak Faydaya Geçiş: İklim krizine yönelik politikaların özel sektörün kar motivasyonu etrafında şekillenmesi yerine, kamu çıkarını, ekolojik dengeleri ve gelecek nesillerin yaşam hakkını önceleyen bir anlayışa dayanması şarttır. Bu bağlamda enerji, ulaşım, su ve barınma gibi temel ihtiyaçların özelleştirilmesine karşı kamu hizmeti yaklaşımı yeniden inşa edilmelidir.

Uluslararası Ekolojik Dayanışma ve Borç İadesi: Küresel iklim adaleti ancak tarihsel olarak atmosfere en fazla karbon salan ülkelerin, küresel güney ülkelerine karşı sorumluluklarını kabul etmesiyle mümkündür.

Bu yaklaşımlar, sadece teknik önlemler değil; aynı zamanda toplumsal dönüşüm programlarıdır. Piyasa çözümleri yerine kamu yararını esas alan, eşitlikçi ve demokratik politikalar, iklim krizinin çözümünde gerçek ve kalıcı etki yaratabilecek yollardır.

Sonuç

Emisyon ticareti sistemleri, iklim krizini piyasa mantığı içinde “yönetilebilir” bir sorun haline getirirken, krizden asıl sorumlu olan yapıları sorgulamaktan kaçınmaktadır. Türkiye’de İklim Kanunu ile benimsenen ETS yaklaşımı, emisyonların gerçekten azaltılmasını değil, yeniden dağıtılmasını ve satın alınmasını mümkün kılmaktadır. Bu durum, çevresel adaletin ve kamusal sorumluluğun geriye itilmesine neden olmaktadır. Bu haliyle ETS, ne emisyonları gerçekten azaltabilecek bir araç ne de iklim adaleti açısından ilerici bir adımdır. Aksine, doğayı, emeği ve geleceği bir kez daha sermaye birikimi için araçsallaştıran bir “yeşil maske”dir.

İklim krizinin çözümü, karbonu meta olarak gören piyasa araçlarıyla değil, kamu yararını önceleyen, demokratik, eşitlikçi ve ekolojik politikalarla mümkündür. Türkiye’de ETS gibi düzenlemeler bu yönde değil, tam tersine mevcut iklim felaketini derinleştirme riskini taşımaktadır. İklim krizine gerçek yanıt, piyasaya değil, toplumsal dönüşüme dayalı politikalarla mümkündür.

 Kaynakça

Böhm, S., Misoczky, M. C., & Moog, S. (2012). Greening capitalism? A Marxist critique of carbon markets. Organization Studies, 33(11), 1617–1638.

Bond, P. (2012). Politics of climate justice: Paralysis above, movement below. University of KwaZulu-Natal Press.

Brock, A., & Dunlap, A. (2018). Normalising corporate harm: A critical criminological perspective on CSR and the mining industry. Antipode, 50(1), 29–49.

Ellerman, A. D., Joskow, P. L., & Harrison, D. (2003). Emissions trading in the U.S.: Experience, lessons, and considerations for greenhouse gases. Pew Center on Global Climate Change.

Lohmann, L. (2009). Toward a different debate in environmental accounting: The cases of carbon and cost-benefit. Accounting, Organizations and Society, 34(3-4), 499–534.

Rao, N. D., & Min, J. (2018). Decent living standards: Material prerequisites for human wellbeing. Social Indicators Research, 138(1), 225–244.

Spash, C. L. (2010). The brave new world of carbon trading. New Political Economy, 15(2), 169–195.

Ürge-Vorsatz, D., Boza-Kiss, B., Chatterjee, S., & Ali, H. (2021). Advancing climate mitigation and human well-being. Nature Climate Change, 11(8), 664–675.

Görsel: ChatGPT sürümü olan Hafıza Dalgası tarafından üretilmiştir.

Ecehan Balta

Sosyoloji eğitiminin ardından siyaset bilimi doktorası yaptı. Araştırmacı. Praksis dergisi Yayın Kurulu Üyesi. Yerküre Yerel Çalışmalar Kooperatifi Kurucu Ortağı.