Amerika Birleşik Devletleri için 1870’ler
Amerika Birleşik Devletleri için 1870’ler çalkantılı bir on yıldı: Bu dönem ekonomik büyümenin doruğunda ve yeni ticaret yollarının açılmasıyla başladı. Demiryolu ağları hem Güneybatı’da hem de Kuzeybatı’da baş döndürücü bir hızla genişliyordu. İç Savaş sona ermişti ve kapitalist büyüme ülkeyi baştan başa sarıyordu. Tarihçi Allan Nevins, Modern Amerika’nın Doğuşu adlı kitabında şöyle der:
“Bu yıllarda, erken dönem tarihimizin herhangi bir başka döneminden daha fazla pamuk iği dönmeye başladı, daha fazla demir fırını yakıldı, daha fazla çelik üretildi, daha fazla kömür ve bakır çıkarıldı, daha fazla kereste kesildi ve biçildi, daha fazla ev ve mağaza inşa edildi ve her türden daha fazla fabrika kuruldu.”
1873-1879 Uzun Bunalımı ve kodamanların gösterişli zenginliği
1873’e kadar süren ekonomik patlamayı, 1879’a kadar altı yıl devam eden korkunç bir bunalım izledi. Amerika Birleşik Devletleri, bu altı yıl boyunca bombalanmış bir araziye benziyordu. Tekstil fabrikaları insansız ve kumaşsız kalmış, madenler boş çukurlara dönüşmüş, sabanlar ve biçerdöverler tarlalarda paslanmıştı.
İşsizliğin 3 milyona ulaştığı bir dönemde, işçilerin beşte ikisi yılda en fazla 6-7 ay çalışabiliyordu. Ücretler yüzde 45’ten fazla düşürülmüştü ve çoğu durumda 1 doları geçmiyordu. İnsanlar sokaklarda amaçsızca dolaşıyor, barlarda sıkıntıyla oturup veresiye aldıkları biraları içiyor, neyin ters gittiğini ve hayatlarının neden mahvolduğunu düşünüyorlardı.
Elbette durum herkes için aynı değildi. Pensilvanya Demiryolu Şirketi’nin başkanı Tom Scott, aynı adlı bankanın kurucusu John Rockefeller ve çelik imparatoru olarak bilinen Andrew Carnegie, Uzun Bunalım sırasında kendi alanlarında lider hâline gelen “başarılı girişimcileri” temsil ediyordu. Bu küçücük sermayedar grubunun sahip olduğu ihtişam ve lüks, işçi sınıfından insanları dehşete düşürüyordu. Bir gazeteye göre:
“Atlarına çiçek ve şampanya yediriyorlardı (…) 15.000 dolar değerinde elmas tasma takan küçük siyah bir köpeğin onuruna gösterişli bir yemek verilmişti (…) bir resepsiyonda sigaralar 100 dolarlık banknotlara sarılmıştı.”
Parsons-Spies ve 8 saatlik işgünü talebi
Sürekli sanayileşme, sanayi işçilerinin sayısını geometrik bir hızla artırıyordu. Böylece o dönemin başlıca örgütlü emek gücü olan Emek Şövalyeleri’nin üye sayısı 1880’de 28.000 iken, 1886’da 700.000’e fırladı. Ancak 1886’ya gelindiğinde Amerikan Emek Federasyonu kurulmuştu.
Rahip Jonathan Parsons ile Elizabeth Tompkins’in oğlu Albert Parsons, anne babası öldüğünde ona bakan siyah köle Hester Teyze’nin yanında büyüdü. Meksikalı yerli Lucy Eldine Gonzalez ile evlendi ve 1873 Uzun Bunalımı’ndan hemen önce onunla birlikte Şikago’ya taşındı.
Şikago’da ekonomik krizin getirdiği yoksulluğa, açlığa, tahliyelere ve kilometrelerce uzanan ekmek kuyruklarına bizzat tanık oldular. Sert kış boyunca Parsons çifti, Michigan Gölü’nden esen dondurucu rüzgârın binlerce evsiz insanın arasından geçişini izlerken siyasal görüşlerini şekillendirdi. Polisin protestoculara yönelik şiddetli saldırısı Parsons’ın hafızasına kazındı; sosyalizm ve devrim fikirlerini savunan Sosyal Demokrat Parti’ye ve 1876’da Emek Şövalyeleri’ne katıldı.
Alman kökenli bir göçmen olan August Spies, 1872’de Amerika Birleşik Devletleri’ne geldi. Şikago’da döşemeci olarak çalışmaya başladı ve 1877’de Sosyalist Emek Partisi’ne katıldı. 1880’de anarşist İşçi Gazetesi dergisinin baş editörü olarak çalışmaya başladı.
1884’te, Amerikan Emek Federasyonu’nun öncülü olan Örgütlü Meslekler ve Emek Sendikaları Federasyonu kongresinde, 8 saatlik işgünü için mücadele etmek üzere 1 Mayıs’ta Şikago’da bütün işçi sınıfının ülke çapında bir miting düzenlemesini öneren karar oybirliğiyle kabul edildi.
Savaş havası
Ülkenin büyük gazeteleri işçilere ve 8 saatlik işgünü yönündeki “ulusal karşıtı” talebe karşı öfkeli bir saldırı başlattı.
Chicago Daily News gazetesinin kurucusu Melville E. Stone şöyle yazdı:
“Paris Komünü ayaklanmalarının bir tekrarının yaşanacağını kolaylıkla öngörebiliriz.”
Chicago Tribune ise şöyle diyordu:
“Kitlesel kundaklamayı ya da buna yönelik herhangi bir girişimi önlemek için gerekirse Şikago’daki her elektrik direği komünist bir leşle süslenecektir.”
Daily Post ise başyazısında “sorumluları” çoktan hedef göstermişti:
“Şehrimizde iki tehlikeli haydut var; birinin adı Parsons, diğerinin adı Spies… Bugün adlarını unutmayın. Onları izleyin. Çıkacak herhangi bir kargaşadan onları kişisel olarak sorumlu tutun. Bir ayaklanma olursa onları bizzat cezalandırın!”
Parsons, Spies ve diğer sendika liderleri büyük gün olan 1 Mayıs 1886 için hararetle hazırlanıyordu. Toplantılarda konuşmalar yapıyor, büyük fabrikaları geziyor, mümkün olduğunca çok kişiyi 8 saatlik işgünü grevinin arkasında toplamaya çalışıyorlardı.
1 Mayıs’tan bir ay önce, marangozlar, makinistler, tuğlacılar, sıvacılar, kasaplar, kunduracılar ve daha birçok meslek grubunun sendikaları grevi ve mitingleri destekleme kararları almıştı.
Şikago’da 62.000 işçinin greve çıkacağı, 25.000 işçinin ise greve çıkmadan 8 saatlik işgünü talep ettiği tahmin ediliyordu. 20.000 işçi ise çalışma saatlerinin azaltılmasını zaten kazanmıştı.
1 Mayıs: Barışçıl bir gösteri
1 Mayıs 1886, sabahın keskin soğuğuna rağmen güneşli bir gündü. Son birkaç günün gerginliğine karşın şehirde sakinlik hâkimdi. Grev muazzam bir başarıydı. Chicago Post’a göre:
“Ülke genelinde yaklaşık 340.000 işçi grev nöbetlerindeydi; Şikago’da ise 80.000 işçi grevdeydi.”
Sokaklarda bayram havası vardı. İşçiler özenle giyinmiş, aileleriyle birlikte yürüyüşe katılmıştı. Grev liderlerinin konuşma yapacağı alana doğru kitlesel biçimde ilerliyorlardı.
Gösteri başladı ve insanlar konuşmaların yapılacağı göl kıyısına doğru yürüdü. Konuşmalar İngilizce, Çekçe, Almanca ve Lehçe yapıldı.
Yürüyüş, hareketin bütün kesimlerini bir araya getiriyordu: Emek Şövalyeleri, Amerikan Emek Federasyonu, siyahlar, İrlandalılar, İtalyanlar, Bohemyalılar, Ruslar, Almanlar, Yahudiler ve 8 saatlik işgününün derhal uygulanmasını talep eden sıradan insanlar.
Akşam saatlerinde kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı. Kan döküleceğini söyleyen felaket tellalları yanılmıştı. Katliam olacağını öngören gazeteler, sözde kesin bilgi ve tahminlerini geri almak zorunda kaldılar. Ama çatışma yaklaşıyordu…
McCormick fabrikasındaki olaylar
8 saat mücadelesinin bir sonraki perdesi, grevler nedeniyle kapalı olan McCormick biçerdöver fabrikasında oynanacaktı.
McCormick’in bizzat verdiği emirle polis, 300 grev kırıcının grevi kırmasına izin verecek şekilde düzenleme yapmıştı. Amaç, şehirdeki grevcilerin moralini çökertmekti. İşçiler, fabrika kapanırken grev kırıcıları bekledi. Grevciler dışarı çıkar çıkmaz, daha hiçbir şey yapamadan polislerin silahları onlara doğrultuldu ve ateş açıldı. Bazı gazeteler altı ölüden söz etse de iki işçi vurularak öldürüldü.
Spies tesadüfen katliamın yakınındaydı. Olayı yoldaşlarına bildirdi ve hemen ertesi akşam, 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanı’nda bir protesto toplantısı düzenlenmesine karar verildi.
Haymarket Meydanı’ndaki olaylar
Parsons ve Spies meydana vardıklarında, yoldaşlarının haksız kaybı karşısında öfke ve hiddetle dolu büyük bir kalabalık gördüler. Spies, taş döşeli bir sokağın köşesine çekilmiş bir arabanın üzerinden kalabalığa seslendi.
Sokağın arkasında, sert yöntemleri nedeniyle “Kara Jack” olarak bilinen John Bonfield’ın başında bulunduğu Des Plaines Sokağı Polis Karakolu vardı. Karakolun içinde 180 polis memuru bulunuyordu. Spies, Parsons ve mitingin diğer örgütleyicileri bunu bilmiyordu.
Parsons kalabalığa seslenmek üzere arabanın üzerine çıktı ve şöyle dedi:
“Buraya kimseyi kışkırtmak için değil, doğruya doğru demek için geldim.”
Konuşması saat 10 civarında sona erdi. Göl tarafından gelen dondurucu yağmur damlaları, yaklaşmakta olan fırtınanın habercisi gibiydi. Söz sırası Sam Fielden’a geçti. Birden “Dikkat! Polis!” sesleri yükseldi. Des Plaines Sokağı karakolundaki 180 polis, ellerinde coplarla sokağın ucunda belirdi.
Kısa bir sessizliği, kırmızı bir parıltı ve ardından gelen büyük bir patlama ikiye böldü. Biri polislerin yönüne doğru bomba atmıştı. Panik başladı. Polis artık her yöne ateş ediyordu. Kalabalık canını kurtarmak için kaçarken yere düşen onlarca kişi ezildi. Öfkeli polisler tekmeledi, yumrukladı ve öldürdü. Yetkililerin açıkladığı resmî nihai ölü sayısı 8 polis ve 4 protestocuydu. Ancak sonraki günlerde ağır yaralanıp ölenler de hesaba katıldığında gerçek işçi ölümü sayısı 30’un üzerindeydi. Şikago Habercisi, o gün sokaklarda en az elli ölü ya da yaralı sivil olduğunu tahmin etti.
Kana susamışlık
Ertesi gün gazetelerin manşetlerinden ne olacağı tahmin edilebiliyordu. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk “Kızıl Korku” kampanyasının başlangıcıydı.
Chicago Tribune, grev liderlerinin herkesin gözü önünde asılmasını istedi.
Birçok kişi bombanın provokatörlerin işi olduğundan şüpheleniyordu; ancak bugüne kadar bu iddiayı kesin olarak destekleyen ya da çürüten bir kanıt bulunmadı.
Haymarket Meydanı’ndaki trajik olayları izleyen günlerde Şikago’daki neredeyse bütün sendika liderleri tutuklandı. İlk tutuklananlar Spies, Fielden ve Schwab oldu. Birkaç saat sonra Emek Şövalyeleri üyesi George Engel, Adolph Fischer, Louis Lingg ve Oscar Neebe de tutuklandı.
Tehlikeyi hemen sezen Parsons, kargaşa içinde kaçmayı başardı. Birkaç gün sonra, Wisconsin’de bir tepede saklanırken kendisinin de sanıklar arasında olduğunu öğrendi. Kendisi ve ailesi güvenli biçimde kaçmış olsa da arkadaşlarının ve yoldaşlarının tehlikede olduğu düşüncesine dayanamadı. Bu yüzden geri dönmenin intihar anlamına geleceğini bilmesine rağmen dönüp teslim olmaya karar verdi.
Sanıkların savunmaları
Sanıkların savunmaları basında sayfalarca yer kapladı. İşçi hareketinin en açık düşmanları bile sanıkların başlarını dik tuttuğunu ve fikirlerini satmadığını kabul etti. Neebe, diğer şeylerin yanı sıra şöyle dedi:
“Bu şehirdeki fırıncıların köpek gibi muamele gördüğünü gördüm. Fırın patronları köpeklerine, işçilerine davrandıklarından daha iyi davranıyordu. Kendi kendime dedim ki: ‘Bu insanlar örgütlenmeli; güç örgütlenmededir.’ Ve onların örgütlenmesine yardım ettim. Bu büyük bir suç. Şimdi bu insanlar on dört ve on altı saat yerine günde on saat çalışıyorlar. Köpek gibi artık yemek yemek ve merdiven boşluklarında ya da ahırda uyumak zorunda kalmak yerine, istedikleri zaman uyuyup çalışabiliyorlar. Bunu kurmaya yardım ettim, sayın yargıç. Bu da başka bir suç. Bundan daha büyük bir suç daha işledim. Daha ileri gittim; çünkü sabah arabamla yola çıktığımda Şikago’daki bira işçilerinin sabah saat 4’te işe gittiklerini gördüm. Akşam 7’de, 8’de eve dönüyorlardı. Ailelerini hiç görmüyorlardı, çocuklarını gün ışığında hiç görmüyorlardı. Kendi kendime dedim ki: ‘Bu insanları örgütlersen insan gibi yaşayabilirler. Onların iyi yurttaşlar olmasına yardım edebilirsin.’”
Parsons savunmasına, mücadeleci işçilerin ordu, polis ve elbette gönüllü muhafız grupları tarafından maruz bırakıldığı, hiçbir zaman soruşturulmayan bütün haksız baskıları ve hatta cinayetleri anlatarak başladı. Bombalamanın Pinkerton özel güvenlik şirketi tarafından yapılmış bir provokasyon olduğunu ileri sürdü:
“Emek gazetelerinin Haymarket trajedisinin arkasında tekelcilerin bulunduğu ve Pinkertonların bunu gerçekleştirmek için kullanıldığı yönündeki suçlaması, bombayı kimin attığı gizemini çözmenin anahtarını sunmaktadır.”
Spies’ın savunması ise tonu sert biçimde yükseltti. Yargıç Gary’ye ve jüriye gururlu bir sesle hitap ederek şöyle dedi:
“Ama eğer bizi asarak emek hareketini, ezilen milyonların, yoksulluk ve sefalet içinde çalışan ve yaşayan milyonların, ücretli kölelerin kurtuluş beklediği bu hareketi ezebileceğinizi düşünüyorsanız, eğer fikriniz buysa, o zaman asın bizi! Burada bir kıvılcımı ezeceksiniz; ama orada, orada, arkanızda, önünüzde ve her yerde alevler yükselecek. Bu yeraltından gelen bir ateştir. Onu söndüremezsiniz. Üzerinde durduğunuz zemin yanıyor. Bunu anlayamıyorsunuz.”
İnfaz
9 Ekim 1886’da karar açıklandı. Beklendiği gibi hepsi suçlu bulundu. Yedisi ölüm cezasına çarptırıldı; Neebe ise 15 yıl hapis cezası aldı.
Lucy Parsons, yedi erkeğin hayatını kurtarmaya kararlı biçimde ülkeyi dolaştı. Ancak sonuç alamadı. Bernard Shaw ve William Morris gibi tanınmış isimler yaklaşan infazlara karşı destek ve protesto mektupları gönderdiler.
Parsons, asılmayı beklerken hücresinden yazdığı bir mektupta şöyle diyordu:
“Ve şimdi herkese söylüyorum: Tereddüt etmeyin. Kapitalizmin adaletsizliklerini açığa çıkarın; hukukun köleliğini teşhir edin; hükümetin zorbalığını ilan edin; ücretli kölelerinin emeği üzerinde sefahat süren ayrıcalıklı sınıfın açgözlülüğünü, zalimliğini ve iğrençliklerini mahkûm edin. Elveda.”
Ölüm hücresindeki 7 erkekten yalnızca 4’ü sonunda asıldı. İnfazdan bir gün önce Vali Oglesby, Fielden ve Schwab’ın ölüm cezalarını ömür boyu hapse çevirdi. Aynı gece Lingg intihar etti ya da hücresinde öldürüldü.
11 Kasım 1889 sabahı Spies, Fischer, Engel ve Parsons darağacına götürüldü. İlmek Spies’ın boynuna geçirildiğinde şöyle dedi:
“Sustuğumuz gün gelecek; işte o gün sessizliğimiz, bugün boğduğunuz seslerden daha güçlü olacak.”
*Bu yazı Internationalist Standpoint’ten Ecehan Balta tarafından çevrilmiştir. Orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

