İran’ın Hürmüz Boğaz’ını kapattığı söylemi geniş bir kesim tarafından veri alınarak tartışmaya dahil edilmiş olsa da şimdilik anlaşılan o ki İran sadece ABD ve İsrail ve onlarla ilişkili olduğunu tespit ettiği gemilere Boğaz’ı kapatmış durumda. Diğer yandan Trump’ın “dahiyane” sigortalama çözümü gemileri Hürmüz’den geçmek noktasında pek de cesaretlendirmiş görünmüyor. Çeşitli haber ajanslarında İran tarafından vurulan ABD-İsrail iltisaklı gemilerin durumu ortada. Diğer yandan Boğaz’ı kullanmak isteyen gemilerin Çin ya da Müslüman gemisi olduğu beyanının işe yaradığı örneklerden de bahsediliyor.
Bu haliyle bile Brent petrol 120 dolarları görmüş durumda. Trump’ın İran’la savaşın sona ermek üzere olduğunu, G7 maliye bakanlarının, gerekirse stratejik rezervlerden petrol arzına “hazır olduklarını” belirtmelerinin ardından fiyatlar 90 dolar civarında beklemeye geçmiş durumda. Savaş öncesine fiyatın 69-70 dolar civarında olduğu düşünülürse 90 doların bile önemli bir artış anlamına geldiği görülebilir. Diğer yandan savaşın başlangıcından bu yana Avrupa ve Asya’daki LNG ve gaz fiyatlarında da önemli bir artış gözlemlendi. Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın süresi uzadıkça petrol ve gaz fiyatlarının mevcut seviyelerinden daha da yukarılara gideceğini öngörmek zor değil. Bu durum Hürmüz Boğazı ve benzeri geçitlerin kapitalist sistem için ne kadar önemli olduğunun da bir göstergesidir. Biraz yakından bakalım.
Dünya ekonomisi çoğu zaman üretim üzerinden anlatılır: fabrikalar, teknolojiler, sanayi devrimleri. Oysa kapitalist sistemin işleyişinde üretim kadar belirleyici olan bir başka boyut daha vardır: dolaşım. Malların, enerjinin ve sermayenin dünya ölçeğinde hareket edebilmesi kapitalizmin sürekliliği için elzemdir. Marx’ın da ifade ettiği gibi sermayenin devresel süreci üretim ve dolaşım süreçlerinin birliğini gerektirir. Bu nedenle kapitalist dünya ekonomisinin haritasının yalnızca üretim merkezlerinden değil, aynı zamanda kritik dar geçitlerden de oluştuğunu bilmemiz gerekir.
Kapitalizmin dolaşım coğrafyası açısından bu geçiş noktalarına bakıldığında dünya ekonomisinde akışların -özellikle enerji, konteyner ticareti ve stratejik hammaddeler- geniş bir okyanus coğrafyasından ziyade az sayıda stratejik “chokepoint-dar geçit” üzerinde yoğunlaştığı görülür. Örneğin savaşla birlikte gündeme gelen Hürmüz Boğazı kapitalizmin dolaşım coğrafyası açısından son derece önemlidir. Hürmüz Boğazı, İran ile Umman arasında yer alır ve Basra Körfezi’ni Hint Okyanusu’na bağlar. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) verilerine göre her gün yaklaşık 20 milyon varil civarında petrol bu boğazdan geçmektedir. Bu miktar dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte birine karşılık gelir. Deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin ise yaklaşık üçte biri Hürmüz üzerinden gerçekleşir. Başka bir ifadeyle dünya ekonomisinin kullandığı her beş varil petrolden biri bu dar deniz koridorundan geçmektedir. Bu hattaki en büyük ihracatçı Suudi Arabistan görünürken ithalatçılar ağırlıkla Asya ülkeleri olmakla birlikte başı Çin çekmektedir. Hürmüz’ün önemi yalnızca petrolle sınırlı değildir. Küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin de yaklaşık %20’si bu boğazdan geçmektedir. Özellikle Katar dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biridir ve gaz ihracatının neredeyse tamamını Hürmüz üzerinden yapmaktadır. Önemli sayıda Avrupa ülkesi de Katar LNG’sinin ithalatçısı konumundadır. Boğazın fiili olarak kapanması hem petrol hem de LNG üretimlerinin durması ya da önemli oranda kesintiye uğramasını beraberinde getirmiştir.
Bu dar geçitlerden bir diğeri Malakka Boğazı’dır. Güneydoğu Asya’da Malezya ile Endonezya arasında yer alan bu boğaz, Hint Okyanusu ile Pasifik Okyanusu arasındaki en önemli bağlantı noktalarından biridir. Bu boğaz: Orta Doğu petrolünü, Afrika ham maddelerini, Avrupa ticaretini Doğu Asya sanayi ekonomilerine bağlayan ana deniz yoludur. Dünya ticaretinin yaklaşık %25’i, deniz yoluyla taşınan petrolün %30’a yakını, Çin petrol ithalatının %70–80’i bu boğazdan geçer. Çin ekonomisinin Boğaza olan bağımlılığı “Malakka İkilemi” olarak anılan bir kırılganlığa işaret etmektedir. Son dönemlerde sıkça bahsedilen Kuşak ve Yol Girişimi bir yanıyla da bu bağımlılığı azaltmaya yöneliktir.
Bir başka kritik geçit Bab el-Mandeb Boğazı’dır. Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan bu dar koridor, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin devamlılığı açısından hayati bir rol oynar. Basra Körfezi’nden çıkan petrolün önemli bir bölümü Süveyş üzerinden Avrupa pazarlarına ulaşırken bu dar geçidi kullanmak zorundadır. Son yıllarda Yemen’deki çatışmalar ve Kızıldeniz’de yaşanan güvenlik krizleri, bu boğazın küresel ticaret açısından ne kadar kırılgan olduğunu göstermektedir.
Bu zincirin bir diğer halkası Süveyş Kanalı’dır. 1869 yılında açılan bu kanal, Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin en kısa güzergâhını oluşturur. Bugün dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 10’u bu kanaldan geçmektedir. 2021 yılında Ever Given adlı konteyner gemisinin kanalı günlerce kapatması, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu dramatik bir biçimde ortaya koymuştu. Küresel ticaret sistemi birkaç gün içinde milyarlarca dolarlık zarara uğramıştı.
Bu örneklere birkaç yer daha eklenebilir. Ama bu kadarı yazının amacı açısından yeterlidir diye düşünüyorum. Bu tespitler modern kapitalizmin dolaşım mantığına dair önemli bir gerçeği gösterir. Küresel üretim ağları ve ticaret sistemleri geniş bir coğrafyaya yayılmış olsa da bu sistemin işleyişi çoğu zaman son derece dar coğrafi geçitlere bağımlıdır. Başka bir ifadeyle dünya ekonomisinin dolaşım sistemi, birkaç stratejik boğazın güvenliği ve sürekliliği üzerine kuruludur.
Bu nedenle modern kapitalizm paradoksal bir yapıya sahiptir. Bir yandan üretim ve ticaret ağları küresel ölçekte yayılmıştır; mallar, enerji ve sermaye dünyanın dört bir yanında dolaşır. Ancak diğer yandan bu dolaşım ağı, coğrafi olarak son derece kırılgan birkaç dar geçide bağımlıdır. Bu geçitlerde yaşanabilecek herhangi bir kesinti, yalnızca bölgesel ticareti değil küresel ekonomiyi de sarsabilecek zincirleme etkiler yaratabilir.
Tam da bu nedenle Hürmüz Boğazı gibi stratejik noktalar yalnızca enerji ticaretinin değil, aynı zamanda küresel güç mücadelesinin de merkezinde yer alır. Bu dar geçitler, küresel kapitalizmin en kritik arterleri oldukları gibi en kırılgan noktaları olarak da görülebilir.
(*) Bu yazı, daha önce Evrensel gazetesinde yayınlanmıştır.
(**) Görsel, ChatGPT temelli bir yapay zeka olan Hafıza Dalgası tarafından oluşturulmuştur.
Koray R. Yılmaz
Prof. Dr. Koray R. Yılmaz, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, İktisat Bölümü’nden 1999 yılında mezun olmuş, yüksek lisans (2003) ve doktora derecelerini (2009) Marmara Üniversitesi Kalkınma İktisadı programından almıştır. Yılmaz “Mahalle Bakkalından Küresel Aktöre Arçelik: İşletme Tarihine Marksist Yaklaşım” ismiyle kitaplaştırılan doktora çalışması ile 2011 yılında Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından Genç Sosyal Bilimci Mansiyon ödülüne layık görülmüştür. 2012-2013 yılları arasında SOAS, Londra Üniversitesi Kalkınma Çalışmaları Departmanında misafir akademisyen olarak bulunan Yılmaz halen Ondokuz Mayıs Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Eleştirel Politik Ekonomi, İktisat Kuramı, Kalkınma Çalışmaları, Düşünce Tarihi ve Türkiye başlıca çalışma ve ilgi alanlarıdır. Yayımlanmış kitap, kitap editörlükleri, İngilizce ve Türkçe çok sayıda makalesi bulunan Yılmaz, 2016 yılında M. Heinrich’in “An Introduction to Three Volumes of Karl Marx’s Capital” başlıklı eserini de Türkçeye kazandırmıştır. Yılmaz aynı zamanda Praksis Dergisinin Yayın Kurulu Üyesidir.

