Praksis Güncel

güncel tartışma platformu

Gelecekbilim üzerine

Bu içeriği paylaş:

Aşağıdaki parça[1], 1969 yılında Macaristan’da bulunan Macar tatil beldesinde Lukács, üvey oğlu Ferenc Jánossy, üvey oğlunun annesi Mária Holló-Jánossy ve Jutta Matzner arasında geçen uzun bir sohbetten alınmıştır. Bu sohbette Lukács gelecekbilim üzerine fikirlerini ayrıntılandırmaktadır.

(Çev. Bartu Şanlı)

 

Lukács: Şimdinin deneyiminden yola çıkarak geleceği düzenlemekle ilgilenmeyen hiçbir insan pratiği yoktur. Dışarıdaki birisi olarak gelecekbilimi (Futurology) inceliyorsam, başından itibaren insan pratiğinin parçası olan bir şeyden yola çıkılarak gelecekbilimin bir bilim dalı haline getirilmeye çalışıldığı gibi tuhaf bir hisse kapılıyorum. Bu ineği o boğayla çiftleştiren en ilkel çiftçi gelecekbilimsel bir deney yürütmektedir: daha önceki deneylere dayanarak falanca özelliklere sahip bir boğanın diğer özelliklere sahip boğadan daha iyi yavrular doğuracağına ilişkin umudu sürdürür. Buradaki soru, birincil ve herhangi bir pratiğin dışında tutulamayacak deneyimlerin ne ölçüde bir bilim sayılabileceğidir. Geometri, esasen kulübe veya benzeri şeyler inşa eden insan deneyimlerinin bir özetiydi. Gerçek bir bilim, aşama aşama gelişim göstermiştir. Soru şudur: Bilimsel açıdan geleceğe dair kasıtlı ve örgütlü bir hazırlık ne kadar mümkündür? Bir dereceye kadar hiç şüphesiz mümkündür: öncelikle istatistiksel olarak kaydedilebilir eğilimler toplum içerisinde mevcuttur. Örneğin, kapitalist gelecekbilimin sözümona bilimsel bir biçimi vardır: sigorta sistemi. Sigorta -yaşam sigortası, gemi sigortası, hasat sigortası- istatistiksel bir eğilime kaydolma, matematiksel ortalamalar belirleme ve gelecekte insanlara güvence sağlama girişiminden başka nedir ki? Bu açıdan, kapitalizm yalnızca ekonomik alan dahilinde geniş çaplı bir gelecekbilime sahiptir.

Jánossy: Fakat bu sadece bilinenlere dayalı bir tahminin gelecekbilimidir.

Lukács: Evet, bu sadece bilinenlere dayalı bir tahminin gelecekbilimidir ve böylece sadece zenginlik ilişkileri için mümkündür. Şüphesiz, kocasının ölümü karşısında eşinin duyguları için hiçbir sigorta bulunmamaktadır. Eşinin ölümüne insanca tepki verme tarzı bütünüyle sigorta kavramı dışındadır. Sigorta bilimini ayrı tutuyorum çünkü matematiksel hesaplamalar ve bilinenlere dayalı tahminler onun arkasındadır. Zamanımız, böylesi bilinenlere dayalı tahminlerin gelişmiş teknoloji ve sonucunda pek çok alanın sayısallaştırılması sebebiyle gelişim gösteren bir dönemdir. Burada kritik bir sorgulamaya ihtiyacımız var: Bu tür eğilimler ne ölçüde tahmin edilebilir? Güncel toplumumuzda, tahminin ne kadar az mümkün olduğu ve tamamen yeni bir şeyin ortaya çıkma şansının ne kadar büyük olduğu görülebilir. Burada şu örnekten bahsedeceğim: On dokuzuncu yüzyıl boyunca, düzenli askeri birliklerin çoğalması ve giderek daha teknik hale gelmesiyle, ordular arasında rekabet ortaya çıkmış ve her genelkurmay, tahminler yoluyla, örneğin İngiliz topçusunun 1880’de ne kadar güçlü olacağını belirlemeye çalışmıştır. Alman topçuların teçhizatı büyük ölçüde İngiliz topçunun on ya da yirmi yıl içinde ne kadar büyüyeceğinin tahmini tarafından belirlenmiştir. Şimdi, bir nükleer savaş olasılığı bu bütün tahmine dayalı yapıyı sonlandırmıştır.

Bu, bütünüyle yeni sorunlara yol açmıştır. Eski tahminler, değerlerini kaybetmiştir. Kişi, bir gelecekbilim biliminden söz etmek isterse, en başından itibaren olağanüstü derecede öz-eleştirel bir gelecekbilimi vurgulamak zorundadır çünkü tam karşıtı bir şeye dönüşmesi son derece gelişmiş teknolojimiz sebebiyle her zaman mümkündür. Burada geleceğin son derece sınırlandırıldığı bir bilimsel gelişim biçiminin mümkün olduğunu söylemeliyim ve günümüzde hâkim olan eğilimlerin aksine, insan deneyiminin toplanmasına ve tartışılmasına salt tahminlerden çok daha fazla ağırlık verilmelidir. Demem o ki, pek çok bilimin açığa vurduğu şey, insan pratiğinden dışlanan insan deneyiminin asılsız (untrue) olduğudur. Böylesi rasyonel ve son derece kapitalist fenomenlerin bile, örneğin büyük ölçek sahibi endüstrinin piyasa egemenliğinde, insan deneyimine başvurmadan imkânsız olduğunu söylemeliyim. Zira hangi malların gelecekte daha yüksek ciroya sahip olacağını sadece tahminlere dayanarak öngörmenin imkânı düşünülemez.

Jánossy: Bu aşamada laf arasına girmek istiyorum. Şeyleri değiştirmeyi uman bir eleştirel gelecekbilim oluşturma yoluna koyulursak Marx’ın eserlerini çift anlamlı bir şekilde yorumlayamaz mıyız? Burada matematiksel bir tahminden değil, kapitalizmin yasalarından oluşan bir tahmin üzerine düşünüyorum. Örneğin, yeniden üretim, ortalama kâr oranı ve rekabet yasaları hangi yöne doğru ilerler? Başka bir açıdan, eleştirel gelecekbilimi düşünüyorum. Eleştirel bir gelecekbilim kendi mezarını kazmaması için toplumda nelerin değiştirilmesi gerektiğini ana hatlarıyla da olsa göstermelidir. Marx’ın çalışmalarında bu unsurların içerildiğini ve karşılıklı olarak birbiriyle bağlantılı olduğu kanaatindeyim. Bilinçli bir değişimin temellerini sağlayan eleştirel bir gelecekbilim kapitalizmin yasalarının tahmininden yola çıkarak inşa edilebilir.

Lukács: İnsan pratiğinin gelecek üzerine tahmin yürütme etkinliğini göz önüne alması gerektiğine itiraz etmem. Bu, bütünüyle tartışmanın ötesindedir. Burada tartışılabilir olan, gelecekbilimin yeni bir bilim olarak bağımsız olup olmadığıdır. Marx’a göre, insanın anatomisi maymunun anatomisinin anahtarıydı. İşleyişini tamamlamış süreçleri takip edebiliriz ve post festum olarak yalnızca süreç içerisindeki olguları değil onları yöneten yasaları da tanıyabiliriz. Şimdi, Marx tarafından da öne sürülen bir soruyu ortaya atmak istiyorum: Bu yasalar ne ölçüde geleceğe uygulanabilir? Marx tahmin edebildiğim kadarıyla, iki şey arasında oldukça net bir ayrım yapar. Yazdıkları arasında sosyalizm yalnızca bir kitabın on sayfasını doldururken, geçmiş ve çağdaş ekonomi hakkında yaklaşık olarak on ile on iki cilt arası yazmış olması sebebiyle Marx hep suçlanır. Bana göre, bu bir rastlantı değildir. Kapitalizmin temel yapısından belirli, ancak oldukça genel eğilimler çıkarmak mümkündür ve bunlar kapitalizmin aşılmasını mümkün kılmaktadır.

Örneğin, insan emeğinin anlamlılığı (Sinnhaftigkeit) kapitalizme karşıt bir şeydir ve sosyalizmle ilgili bütün sorunlarda Marx tarafından gündeme getirilmiştir. Ancak, çalışmayı anlamlı kılmak için alınması gereken somut eylemlerin ne olduğuna ilişkin Marx’ın çalışmalarında bir kelime bile bulamazsınız.

Marx’ta insan deneyimine ilişkin bir genellemeden başka bir şey bulamayız, böylece post festum olarak gözlemlenen gelişmeden çok büyük bir dikkatle ve çok eleştirel bir gözlemle gelecek için sonuçlar çıkarabiliriz- ekonomik temelleri keşfedilmiş olan oldukça belirli eğilimler adına sonuçlar. Kâr oranı üzerine Marxçı bir örnek vereceğim. Ortalama kâr oranının yalnızca sermaye bir alandan diğer alana hareket edebildiğinde oluşabileceğini Marx geçmiş ve şimdinin tarihinden çıkarsamıştı. Kapitalizmin başlangıcında bu hareketin imkânsız olduğu ve bu nedenle ortalama bir kâr oranının olmadığı açıktır. Gelecek adına sonuçlar çıkarmak istersem, sermayenin bir alandan diğerine hareketinin kapitalist gelişimin eğilimlerinin doğasını kolaylaştırdığını ya da zorlaştırdığını araştırmalıyım. Bu faaliyet zorlaştırılırsa ve çalışma sermayesinin belirli bir alana katı bir şekilde bağlılığı ortaya çıkarsa, elbette hiçbir ortalama kâr oranı gelişemez. Marx hiçbir zaman kapitalizmin gelişiminin sonsuza kadar ortalama kâr oranını yarattığını söylememiş, sadece ekonomik koşullarını ortaya koymuştur.

Bugün gelecekbilim, her bilim ve insan pratiğinin zorunlu bir unsurudur. Çeşitli bilimlerden koparılmış bu soruşturmaların yeknesak (uniform) bir bilimde yoğunlaşabileceğini düşünmüyorum. Yeknesak bir matematik, geometri, fizik ya da ekonomiden bahsedebileceğimiz anlamda, hiçbir yeknesak gelecekbilim yoktur. Her toplumsal bilimde, o bilimin gelişiminin yasalarına karşılık gelen gelecekbilimsel bir unsur vardır. Bu gelecekbilimsel unsura bugün büyük önem verilmektedir: bir taraftan sosyalist ülkelerde planlı bir ekonomi doğal olarak gelecekbilimsel anları varsayar. Diğer yandan -bu konuda Galbraith’e katılıyorum- mevcut kapitalist ekonomi, on dokuzuncu yüzyılda var olduğu şekliyle piyasanın egemenliğinin geri püskürtülmesi ve piyasanın manipüle edilmesiyle bir tür planlı ekonominin ortaya çıkması olarak anlaşılmalı ve kabul edilmelidir. Bu, gelecekbilimsel unsurların artan bir şekilde ekonomi pratiğinde var olduğu anlamına gelir. Gelecekbilimsel unsurların her bilime katılımını kabul edip incelemem ya da sadece belirli unsurları seçip onlardan bağımsız bir bilim oluşturmam büyük bir fark yaratır. Tabiri caizse, her bilimde matematik büyük bir rol oynar. Matematiği ekonomiye, fiziğe veya kimyaya uygulayıp uygulamadığımdan bağımsız olarak yine de saf bir şekilde matematiksel yasalar vardır. Şimdi sorulması gereken soru, ekonomide ve astronomide aynı şekilde uygulanabilecek ve bağımsız bir bilimin gelişebileceği bu tür gelecekbilimsel tezlerin olup olmadığıdır- ve bu tür gelecekbilimsel tezler var olabilir mi? Benim görüşüme göre bu soru, bir bilim olarak gelecekbilime ulaşmak açısından metodolojik bir öncüldür.

Mária Holló-Jánossy: Gelecekbilimciler kendilerini bağımsız bilimsel bir disiplinin üyeleri olarak görmüyorlar ancak disiplinler arası bir yöntembilimle çalışıyorlar. Ancak, tıpkı farklı yöntemlerle çalışan tarih alanında olduğu gibi, bazı gelecekbilimcilerin yaptığı gibi, gelecekbilimin kendine has bir yöntembilimi olduğunu iddia etmeden “geleceğin tarihinin” biliminden bahsetmek mümkün olmaz mı?

Lukács: Yine de burada büyük bir fark vardır. Her tarih -astronomi, jeoloji ya da bir başkası, hangisini düşünürseniz- varlık açısından somut bir temele sahiptir. Marksist bir veçheden bakacak olursam, tarih süreçlerin tersine çevrilemezliğinin egemenliği anlamına gelir. On dokuzuncu yüzyılın tarih teorilerinde, örneğin tarihin insan tarihine indirgendiği Dilthey ve Rickert’in teorileri, rasyonel doğayı mekanik bir şekilde “irrasyonel” insan tarihiyle karşıtlık içine sokarak irrasyonaliteye yol açar. Böylece, tarihi, tarih bilinciyle birleştirmek zorunludur ancak ben jeoloji ya da Darvinizmin bir tarih bilimi olarak düşünülmesi gerektiğine yönelik Marx’ın görüşünü paylaşıyorum- jeolojide bilince dair bir iz olmasa da.

Farklı bilimlerin gelecekbilimsel unsurlarını sentezlemek istersem, aslında sadece tamamen genel bir kavramı- “bir gelecek olacak”- temel olarak alabilirim. Gelecekbilim hangi varlık olgularına (Seinstatsache) -ki bu astronomide de edebiyat tarihinde de aynıdır- dayanabilir? Şimdilik geleceğin böyle genel bir varlık unsurunu (Seinsprinzip) keşfedemiyoruz; sadece -ve bu bizi tarihe geri götürüyor- gelecek, insanın öngörebildiği kadarıyla, her alanda geçmiş kadar tersine çevrilemez olacaktır. Gelecek geçmişe dönüştüğü ölçüde, bunun sürecin tersine çevrilemezliğinin bir devamı olduğu gösterilecektir. Bu nedenle, gelecekbilimin uğraklarını içermeyen tek bir bilim olamayacağı görüşüne bağlıyım. Sadece, matematiği, geometriyi, epistemolojiyi ya da mantığı tek tek disiplinlere ayırabildiğimiz gibi, böyle bağımsız bir gelecekbilimi yaratmanın da mümkün olabileceğinden şüphe duyuyorum.

Jutta Matzner: Bu, nesnesine ilişkin bir sorudur, yani nesnesinin alanının tam olarak tanımlanamayacağı sorusudur.

Lukács: Evet, gelecekbilim her zaman somut nesneye ve dolayısıyla tarihselliğe, ilgilenmek istediğimiz alanın tersine çevrilemezliğine bağlıdır. Bu alan elbette toplumun tamamı olabilir. Buna itiraz etmiyorum. Örneğin astronomiyi ele alalım: astronomi sorunlarıyla ya da nükleer bilimin temelleriyle ilgilenmeye başladığımızdan beri, gözlemlediğimiz gök cisimlerinin çeşitli maddi bileşim biçimlerinde olduğunu gördük. Elbette bu cisimlerde geri dönüşü olmayan süreçlerin gerçekleştiği ve bir yıldızın belirli bir maddi bileşimi tespit edildiğinde, gelecekbilimsel spekülasyonların ortaya çıkabileceği de göz ardı edilemez, yani bu yıldızdaki maddi değişim hangi yönde ilerleyecektir? Bu astronomi içerisinde gelecekbilimsel bir gözlem olacaktır. Ancak sabit bir yıldızın olası maddi gelişiminin incelenmesi ile örneğin Afrika halklarının olası gelişimi arasında ortak bir nokta göremiyorum.

Jánossy: Çok genel olarak değerlendirilse de, yine de bir nokta olduğuna inanıyorum. Eğer tarihsel süreç gerçekleştikten sonra gözlemlenirse, bu tersine çevrilemez sürecin örneğin kendini güçlendiren bir karaktere sahip olduğu görülebilir; süreç, karşıtına dönüştüğü ve kendi koşullarını yok etmeye başladığı bir noktaya ulaşana kadar güçlenir. Kapitalizm için bu zaten görülebilen bir gerçektir. Dolayısıyla, yasaları geçmişte güçlü bir etkiye sahip olduğundan, hangi süreçlerin daha fazla ya da daha az tahmin edilebileceğini ve ne zaman için tahmin edilebileceğini belirlemek için geçmişi gelecekbilim açısından inceleyebiliriz. Öte yandan, hangi süreçlerin hızlı değiştiği (örneğin tesadüfler yoluyla) tespit edilebilir ve bunlar oldukça kısa zaman aralıkları için tahmin edilebilir. Süreçleri etkileme olasılığı, tahmin olasılığı genel bir sorudur. Ancak astronomi ve Afrika halkları örneklerine bakıldığında, tahmin olasılığının ölçüsünün nesneye ne ölçüde bağlı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. İnanıyorum ki, farklı süreçlerin tahmin olasılığının ölçüsünün keşfi belki de gelecekbilimin pratik bir genel ilkesi olabilir, sadece şunu söylemekten daha iyi bir ilke: bu süreçler tersine çevrilemezler. Tersine çevrilemezler, ancak farklı bir sabitlik derecesine sahiptirler.

Mária Holló-Jánossy: Ancak geriye bir başka boyut daha kalmaktadır. Toplumda ve ekonomide farkına varılabilen, öngörülebilen, ancak hemen hemen hiç etkilenemeyen süreçler vardır; ağır kol emeğinin azalması ya da tarımda çalışan işçi sayısının azalması gibi eğilimler; teknik, toplumsal ve ekonomik gelişmeyle birlikte sistemlerden bağımsız olarak ortaya çıkan genel eğilimler. Bir de bu genel eğilimlerin sıkça bahsedilen ve çoğunlukla olumsuz olan yan etkileri vardır: örneğin çevre kirliliği, gürültü ve kentleşmeye eşlik eden, durdurulamayan ancak kesinlikle sınırlandırılabilen diğer olumsuz olgular. Bu iki uç nokta arasında, gelişimin hemen her alanında, örneğin aydınlanma, eğitim ve kültür alanlarında, geleceğin kesinlikle etkilenebileceği alanlar vardır. Bu tür bilinçli değişikliklerin olası sınırlarını keşfetmek gelecekbilimin görevi olacaktır. Ancak bunun için önce nesnel eğilimlerin- ilerici olanların yanı sıra zararlı, gerici ve insanlık karşıtı olanların- keşfedilmesi ve bunların geçerlilik alanlarının belirlenmesi gerekir.

Marx’la birlikte, aslında insanlığın geleceğiyle ilgili yalnızca üç genel eğilim hakkında sonuca varabileceğinizi söylerdiniz: doğanın engellerinin gerilemesi, emeğin yeniden üretimi için gerekli çalışma süresinin azalması ve insanlığın bütünleşmesi. Bu üç eğilim temel olarak alınırsa, bunlardan şimdiden bazı sonuçlar çıkarılabilir; örneğin, eğitim planlaması alanında, çalışarak geçirilen zamanın azalacağı ve boş zamanın artacağı öngörülebilir. Uzun vadeli planlamada da -olumlu durumda- bu gerçekleşecektir. Bu anlamda hepimiz “gelecekbilimsel” düşünüyoruz.

Lukács: Belirli bir şüphecilikle gözlemlediğim şey, yalnızca ayrı bilim olarak gelecekbilimdir. İtiraf etmeliyim ki pek çok yeni bilim konusunda oldukça şüpheciyim. Jutta, affına sığınarak eski bir örnekten bahsetmek istiyorum: on dokuzuncu yüzyılda Comte ve Taine yalnızca Marx’a değil ayrıca William Petty ve Adam Smith’e de karşı olarak ekonomi ve sosyoloji arasında bir ayrım meydana getirdi- eski ekonomistler istisnasız aynı zamanda bir sosyologdu. Bana sorulacak olursa, bu görüş bütünüyle yanlış bir istikamettir. Ekonomide temellenmeyen bir sosyoloji, saçmalıktır. Sosyolojinin bağımsız bir bilim olarak var olduğu doğru değildir; sosyoloji gerçekliğin doğru, evrensel bir ekonomik soruşturmasıdır. Şimdi benim şüpheciliğimi anlayabiliyor musun? Bağımsız bir bilim olarak sosyolojiye yönelik bir şüpheye sahipsem, şu anda özel bir gelecekbiliminin ortaya çıkabileceğinden korkuyorum; ancak sosyolojinin bağımsız bir bilim olduğunu reddetmeme rağmen, sosyolojik araştırmalardan yana olduğumu vurgulamak istiyorum. Bunlar birbiriyle çelişen iki ifade değildir ve burada yanlış anlaşılmak istemem: Bir bilim olarak gelecekbilime karşı şüpheciliğimi açıklamaktan vazgeçmeyeceğim, ancak gelecekbilim araştırmalarına varım.

Jutta Matzner: Dar anlamıyla bir bilim olarak gelecekbilimden konuşmak kesinlikle problematiktir çünkü söylendiği gibi, nesnesini -geleceğin boyutu- kavramak oldukça zordur ve bu, betimlediğiniz yöntembilimsel zorluklara bağlıdır. Gelecekbilimden yekpare bir disiplin olarak bahsetmek pek mümkün gözükmüyor; gelecek araştırması her şeyden önce politik içerimleri ve beyan ettiği hedefler açısından oldukça farklılaşmış ve heterojendir. Gelecekbilim içinde masum bir bilim gibi görünen ve aslında gelecek için mevcut güç ilişkilerini (Herrschaftsverhältnisse) sürdürmek isteyen okullara karşı mücadele etmek gerekir. O halde alternatif an, Marx’ın sözünü ettiği pratik yoluyla niteliksel değişim anı eksiktir.

Lukács: Burada sana bütünüyle katılıyorum. Lütfen beni bağışlayın ancak geriye döneceğim: feodalizm çöktüğünde ve Rönesans’ı takiben Aydınlanma hareketi ortaya çıktığında iki disiplin tarzı vardı. Birincisi, Orta Çağ’ın skolastik felsefesinin halefiydi ve Tanrı tarafından yaratılan ilahi dünyanın, Tanrı’nın iradesinin ebedi yasalarına göre hareket ettiğini düşünüyordu. Öte yandan, toplumu değiştiren bağımsız ve içkin dünyevi güdüleri yavaş yavaş keşfeden Aydınlanma ortaya çıktı; on yedinci ve on sekizinci yüzyılların dönemecinde meydana gelen ekonomiyi bir örnek olarak alıyorum. Başka türlü söylenmesi mümkün değildir; William Petty’nin ekonomisinden itibaren, burjuva toplumunun gelecekbilimsel bir gözleminin geliştiği görülebilir. Holbach, Helvetius, Diderot, Rousseau, Voltaire ve diğerlerinin çalışmalarında sonsuz sayıda gelecekbilimsel unsurun yer almadığını iddia etmek gülünç olur; bu kişiler, düşüşteki feodal toplumun ve kapitalizmin yükselişinin analizi yoluyla, geleceğin gelişimi için önemli olan belirli bir dizi istikrarlı anı keşfetmeye çalışmışlardır. Bugün anlıyoruz ki onlar pek çok şeyin doğrusunu bulmuşlar ve pek çok başka şeyde de gerçek gelişimi by-pass etmişlerdir.

Jutta Matzner: Bu kalıcı uğraklar dizisi birikmiş bir deneyim gibidir ve deneyimin toplanması ve değerlendirilmesi olmaksızın gelecekbilim, hiç şüphesiz imkansızdır. Ancak, gelecek araştırmalarının ufkunun sadece mevcut sistemi istikrara kavuşturmak adına değerlendirilebilecek deneyimleri mi içerdiği, yoksa toplumun yapılarını, özellikle de demokratik bir geleceği engelleyen yapıları sorgulayan deneyimleri kapsayıp kapsamadığı önemlidir. Eleştirel bir gelecekbilim ikincisini yapmalıdır.

Lukács: İkincisi açık bir şekilde doğrudur. İnsanlık tarihinin şu anında, farklı formasyonlar birbiriyle çarpıştığında bu ikilik her zaman var olmuştur. Aydınlanma’ya atıf yapmamın sebebi budur. Burada bu ikilik olağanüstü keskin bir biçim olarak görülebilir. Elbette bugün kapitalizm ve sosyalizm arasında bir alternatif vardır ve bu geçiştirilemez. Gelecekbilimin sadece geleceğin nasıl olacağını bilmek istemediğine, aynı zamanda arzulanan bir geleceğe ulaşmak için nasıl hareket etmemiz gerektiğini de bilmemiz gerektiğine inanıyorum. Burada tekrar problem bilimsel yöntemden politik pratiğe kayıyor.

Mária Holló-Jánossy: “Feuerbach Üzerine On Birinci Tez” belki de eleştirel bir gelecekbilime uygulanabilir: önemli olan, dünyayı yorumlamak değil onu değiştirmektir. Ancak bir bilim olarak gelecekbilime yönelik kuşkuculuğunuz hakkında bir şey daha söylememe izin verin; aslında bilim olarak kabul edilmek istenen yalnızca burjuva gelecekbilimidir. Galtung Kyoto’da bunu özellikle açık bir şekilde formüle etmişti: Kendisiyle ilgili olarak ideolojik değil bilimsel olduğunu iddia eden burjuva gelecekbilimi, deneysel bilimlerin ve doğa bilimlerinin yöntemlerini kullanır,- ideolojiden arınmış nesnellik iddiasıyla tam da bu “öngören” gelecekbilim- ideolojiktir, çünkü geleceği bugünün değer sistemi temelinde tahmin eder. Buna karşı “kuralcı” bir gelecekbilime, yani değerlerin varsayımı temelinde geleceğin oluşumuna katkıda bulunmak isteyen bir gelecekbilime karşı çıkmak gerekir. Galtung bununla, bir bilim değil aktif bir politika olan bir gelecekbilimi savunmuştur.

Lukács: Bu aşamada bir terminoloji sorununu netleştirmek gerekiyor: ideolojinin bir tür yanlış ya da öznel bilim olduğu görüşü yanlıştır. Marx, kesin olarak ideolojinin ne olduğunu tanımlamıştır. Toplumun ekonomik gelişimi belirli problemleri ortaya çıkarır ve ideoloji bu problemleri bilinçli hale getirmek için onlarla savaşmak için var olur. İdeoloji ve bilim arasında bir karşıtlık yoktur. İdeoloji bilimsel olabilir ancak tersi de olabilir. Bilim belirli koşullar altında ideolojik de olabilir ideoloji dışı da.

Mária Holló-Jánossy: Galtung da pejoratif anlamda ideoloji kavramını kullanmamıştı. Tersine, öngören bir gelecekbilimin bilinçli bir şekilde ideolojik ve değerlendirici olduğunu ifade ediyordu.

Lukács: Son yüzyıllarda en büyük ideolojik mücadelelerin bilim alanında gerçekleştiğini unutmamamız gerekiyor. Kopernik’in mi yoksa Batlamyus’un mu haklı olduğu sorusu, insanların yüzyıllardır yakıldığı, asıldığı ve kellesinin uçurulduğu ideolojik bir sorundur. Bilimin bir ideolojiden ne zaman çıkacağı asla öngörülemez. İdeolojik mücadelelerin bilimsel silahlarla gerçekleşmediği zamanlar oldu. Orta Çağ’da dini ve teolojik alanda meydana gelirken, on yedinci yüzyılda mücadeleler zaten bilimsel olarak yürütülmeye başlanmıştır. Bugün daha da fazla geçerlidir. Örneğin, Gehlen’den Spengler’e kadar bir tarihin sonu uğrağı her zaman ortaya çıkar; bu, ideolojiden başka bir şey değildir, kısaca insan toplumunun ebedi biçimi olarak güncel manipülasyonları sürdürmek için burjuva çevrelerini yönlendirme isteği.

Jutta Matzner: Ütopya ve gelecekbilim arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsın?

Lukács: Ütopyalar, en gelişmiş kriz zamanlarında, gerçeklikten yola çıkarak entelektüel-ahlaki bir yapı tasarlandığında ve geleceğe yansıtıldığında ortaya çıkar. Bir ütopyanın en güçlü yanı, formüle edildiği koşulların eleştirisidir; ancak ütopya bu toplumsal koşullarda gerçekleştirilemez. Gerçek ütopyalarda -Marx kendi zamanında bunu açıkça fark etmiştir- bu ütopyaların salt bir fikirden gerçekliğe dönüşmesini sağlayacak her an eksiktir. Sosyalizm bir ütopya değildir, çünkü Marx’a göre sosyalizm üretim güçlerinin gerçek gelişiminden doğar ve gerçekliğe karşı olan ideal bir biçim değildir. Örneğin Marx, Gotha Programının Eleştirisi‘nde sosyalist toplumun yine de kapitalizmin pek çok unsurunu içereceğini söylemiştir. Marx sosyalist durumdan yola çıkmamış, bunu geri dönüşü olmayan nedensel bir zorunlulukla ortaya çıkan ve belirli bir aşamada sosyalist bir devrim olasılığı sunan bir gelişmenin sonucu olarak görmüştür.

Ayrıca, belirli eğilimlerin algılanabildiği ve bugün gelecekbilim denilen şeye değinen Marxçı bir post festum soruşturma yöntemi vardır. Ancak, gelecekbilim politik pratikten azade bir bilimsel öngörü idealine katılmamalıdır. Bu yalnızca etkilenebilecek ve değiştirilebilecek bir şeyi öngörmek doluyla mümkündür. Bir kişi, bir şeyi etkilemek istemiyorsa, nedenlerini araştırmayacağını iddia ediyorum. Futurum’un barış araştırması üzerine bir sayı yayımlaması kesinlikle tesadüf değildir. Savaş ve barış, toplumsal pratiğin belirgin uğraklarıdır ve çatışmaların nedenlerinin keşfedilmesi gereken geçerli yer burasıdır.

Jutta Matzner: Bloch, Neues Forum’da gelecekbilimi Marksizmin burjuva bir ikamesi olarak betimlemiştir. Burjuva varoluşunu tehlikeye atabilecek krizleri önlemeye yönelik bir strateji olan burjuva gelecekbilimi, yerini bu nedenle öngörü ve politik pratik unsurlarını içeren Marksizme bırakmalıdır.

Lukács: Bu, Marksizmin önceliğine yönelik eski bir sorudur. Marksizm, çağdaş toplum ve çağdaş topluma yol açan gelişimlerin analizinde burjuva sosyolojisinden ve tarihinden üstünse, gelecekbilim olarak da üstün olacaktır. İkisi birbirinden ayrılamaz. Doğumundan itibaren çocuğunu tanıyan bir annenin, çocuğun gelişimini çocuğun kendisinden daha iyi öngörebileceğine dair eski bir hikâye vardır. Marksizm ve burjuva bilim arasındaki ilişkinin bu şekilde betimlenebileceğini düşünüyorum. Burjuva toplumu, kendi toplumunu gerçekten bilmiyor. Bu toplumu yaratan ve yaratmaya devam edecek olan hareket yasaları hakkında Marksizm’den daha az şey bilmektedir; bu nedenle burjuva bilimi gelecekbilime ilişkin tüm sorularda Marksizm’den daha aşağı olacaktır.

Mária Holló-Jánossy: Bu çocuk örneğine sadık kalalım. Marksizm çocuğun gelişimini, diyelim ki onuncu yaşına kadar doğru bir şekilde takip etti, ancak bu çocuğun her zaman on yaşında kalacağını hayal etti. Bu arada çocuğun bir ergen haline geldiğini fark etmedi ve bu nedenle çocuğu artık anlamadı. Marksizm, on yaşından ergenliğe kadar geçen bu süreyi telafi etmelidir; ancak o zaman burjuva biliminden üstün olacaktır.

Lukács: Bu konuda size tamamen katılıyorum, çünkü yirmi yıldır sürekli talep ettiğim şey bu. Birilerinin bugün Amerika’daki olguları doğrudan Lenin’in 1914’te yazdığı emperyalizm üzerine kitabından yola çıkarak açıklamak istemesini oldukça gülünç buluyorum. Stalin’in zamanında yeni kapitalizmin bir analizini formüle etme fırsatını kaçırdık. Bu analiz eksik olduğu sürece biz gerçek Marksistler değiliz. Bu nedenle kendimi düzeltmeliyim: Bloch gerçek bir Marksizm söz konusu olduğunda haklı olabilirdi ve bugünün Marksizmi söz konusu olduğunda tamamen haklı değildir, ancak birçok açıdan eski Marksizm de burjuva teorilerinden üstündür. Gerçek öngörüler ancak kapitalizmin son on yıllardaki değişimlerini Marksist bilimsel bir şekilde ele aldığımızda mümkün olacaktır. Ne yazık ki bu henüz yapılmamıştır. Orada burada tekil incelemeler var ama yeni kapitalizmin teorisi henüz mevcut değil.

Kaynak: “Lukács on Futurology,” The New Hungarian Quarterly, No: 47, Vol: 13, Autumn, 1972.

[1] Bu metne erişmemi sağlayan Barış Mücen’e teşekkürü borç bilirim. Çev. Bartu Şanlı

György Lukács

György Lukács (13 Nisan 1885, Budapeşte, Macaristan – 4 Haziran 1971, Budapeşte), 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa komünist düşüncesinin ana akımını etkilemiş Macar Marksist filozof, yazar ve edebiyat eleştirmeniydi. Onun başlıca katkıları arasında, sanatçılar üzerindeki politik denetimi reddeden ve çağdaş gerçekçiliği savunan Marksist bir estetik sistemi geliştirmesi ile Karl Marx’ın (1818–83) sanayi toplumundaki yabancılaşma teorisini ayrıntılandırması yer alır. Daha detaylı bilgi için bkz. Ateş Uslu

Bu yazı için gösterilecek etiket bulunmamaktadır.